Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the heartbeat-control domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Notice: Function _load_textdomain_just_in_time was called incorrectly. Translation loading for the nimble-builder domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Notice: _load_textdomain_just_in_time işlevi yanlış çağrıldı. customizr alan adı için çeviri yüklemesi çok erken tetiklendi. Bu genellikle eklenti veya temadaki bazı kodların çok erken çalıştığının bir göstergesidir. Çeviriler init eyleminde veya daha sonra yüklenmelidir. Ayrıntılı bilgi almak için lütfen WordPress hata ayıklama bölümüne bakın. (Bu ileti 6.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php:6131) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Yavuz Gürcan https://yavuzgurcan.com yavuzgurcan.com Sun, 27 Nov 2016 19:04:51 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 https://i0.wp.com/yavuzgurcan.com/wp-content/uploads/2016/09/cropped-yavuzgurcan-siteicon.png?fit=32%2C32&ssl=1 Yavuz Gürcan https://yavuzgurcan.com 32 32 117258530 Gezegen 360 – Android’de kendi gezegenini nasıl yaratabilirsin? https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-androidde-kendi-gezegenini-nasil-yaratabilirsin/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=gezegen-360-androidde-kendi-gezegenini-nasil-yaratabilirsin https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-androidde-kendi-gezegenini-nasil-yaratabilirsin/#respond Sun, 27 Nov 2016 18:19:43 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=280 Gezegen 360, 360 derece fotoğraf ve video çekim ve paylaşımları üzerine Facebook‘ta ve Instagram‘da başlattığım bir sosyal medya oluşumu. Twitter hesabı da var. Amacım 360 derece dünyasını takip edip, öğrendiklerimi paylaşmak ve takipçilerin paylaşımları arasından yaratıcı paylaşımlar seçip öne çıkarmak. Takip edin, gezegenlerinizi yaratıp galaksimize katılın, yeni gezegenler keşfedin ve yeni yöntemler öğrenin.

360 derece fotoğraf ve video oluşturmak için farklı yöntemler var. Bir önceki yazım Gezegen 360 – iOS’ta bir gezegeni nasıl yaratabiliriz? üzerineydi. Gelen olumlu geribildirimler ve Android ile ilgili sorular üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacı oluştu. RollWorld uygulamasının Android versiyonu henüz yok. Muadil uygulamaları incelediğimizde Planetical açık ara öne çıktı. Aslında Planetical uygulamasının iOS versiyonu da var, ancak Google Plus’ta ücretsizken App Store’da ücretli. Ayrıca, RollWorld uygulamasında video özelliği satın alınabiliyorken, Planetical uygulamasında video desteği bulunmuyor. Bu durum iOS versiyonunda farklı mı bilmiyorum.

Planetical uygulamasını kurduktan sonra bir fotoğraf seçip kurcalamaya başlayabilirsiniz. Bazı fotoğraflar güzel sonuç vermezken, bazıları beklediğinizden daha iyi bir hale gelebiliyor. Fotoğraf seçimi sırasında dikkat edilebilecek birkaç husus:

  • Fotoğrafın sağ ve sol kenarları mümkün olduğunca birbirine benzer olmalı, yani silindir haline getirildiğinde fotoğrafın bir devamlılığı olmalı.
  • Ufuk çizgisi düz olmalı. Bu bir önceki maddeyle de ilintili. Fotoğraftaki belirgin bir öğenin de alt ve üst kenarlara paralel olması iyi sonuçlar verebiliyor.
  • Kare fotoğrafların da güzel sonuçlar üretmesi mümkün, ama dikdörtgen (panoramik) fotoğraflarla çalışmak daha iyi. Bu uygulama için olmasa da başka bir yazıda paylaşacağım Photoshop yöntemi için fotoğrafların dikdörtgen olması daha önemli.
  • Fotoğrafların üst bölümündeki detaylar daha belirgin hale gelirken, alt bölümündeki detaylar kayboluyor.

Uygulamayı ilk açtığınızda açılış sayfasında mevcut fotoğraflarınız arasında seçmek veya yeni bir fotoğraf çekmek üzere iki buton ile karşılaşacaksınız:

Planetical açılış sayfası

Fotoğraf çekmeyi tercih ederseniz sonucu canlı olarak görebilirsiniz. Mevcut fotoğraflarım arasından bu yazı için alttaki fotoğrafı seçtim:

Pamukkale

Pamukkale, Denizli

Diyeceksiniz ki, hani fotoğrafın sağ ve sol kenarları birbirine mümkün olduğunca benzer olacaktı. Ancak bazı fotoğraflarda bu farklılık ince ayarlar sırasında nispeten kaybedilebiliyor.

Fotoğrafı seçtikten sonra çıkan ekranda fotoğrafı kırpmak mümkün:

Planetical Fotoğraf seçimi ve kırpma

Planetical Fotoğraf Kırpma

Ben fotoğrafı kırpmadan tümünü seçtim ve ayarları yaptım. Ayarları göstermek adına ekran görüntülerini paylaşıyorum. Ayarların detayına girmeyeceğim, biraz deneyerek hangilerini kullanmak istediğinizi rahatlıkla bulabilirsiniz.

Planetical Ayarları

Planetical Fotoğraf Ayarları

Artık siz de ilk denemelerinizi yapıp Instagram’da paylaşıma başlayabilirsiniz. @gezegen360 hesabını takip edin ve gezegeninizi Instagram’da #gezegen360 ile paylaşın, genişleyen galaksimize katılın! Hergün takipçilerimizin paylaşımlarından seçtiğimiz bir veya daha fazla gönderiyi yörüngeye alıyoruz.

Sonuç:

Planetical Pamukkale

Traverten Gezegeni

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-androidde-kendi-gezegenini-nasil-yaratabilirsin/feed/ 0 280
Gezegen 360 – iOS’ta bir gezegeni nasıl yaratabiliriz? https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-iosta-bir-gezegeni-nasil-yaratabiliriz/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=gezegen-360-iosta-bir-gezegeni-nasil-yaratabiliriz https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-iosta-bir-gezegeni-nasil-yaratabiliriz/#comments Tue, 22 Nov 2016 19:37:58 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=250 Gezegen 360, 360 derece fotoğraf ve video çekim ve paylaşımları üzerine Facebook‘ta ve Instagram‘da başlattığım bir sosyal medya oluşumu. Twitter hesabı da var. Takip edin, gezegenlerinizi yaratıp galaksimize katılın, yeni gezegenler keşfedin ve yeni yöntemler öğrenin.

360 derece fotoğraf ve video oluşturmak için farklı yöntemler var. Benim bu aralar favorim RollWorld iOS uygulaması. Uygulamayı ücretsiz indirip fotoğraflarınızdan kendi gezegenlerinizin fotoğraflarını yaratmaya başlayabilirsiniz.Uygulamanın Türkçe desteği de var. Gezegeninizi video olarak kaydetmek isterseniz bu özelliği ayrıca satın almanız gerekiyor.

Uygulamayı kurduktan sonra bir fotoğraf seçip kurcalamaya başlayabilirsiniz. Bazı fotoğraflar güzel sonuç vermezken, bazıları beklediğinizden daha iyi bir hale gelebiliyor. Fotoğraf seçimi sırasında dikkat edilebilecek birkaç husus:

  • Fotoğrafın sağ ve sol kenarları mümkün olduğunca birbirine benzer olmalı, yani silindir haline getirildiğinde fotoğrafın bir devamlılığı olmalı.
  • Ufuk çizgisi düz olmalı. Bu bir önceki maddeyle de ilintili.
  • Kare fotoğraflar da güzel sonuçlar üretebiliyor, ama dikdörtgen (panoramik) fotoğraflarla çalışmak daha iyi olabiliyor. Bu uygulama için olmasa da başka bir yazıda paylaşacağım Photoshop yöntemi için fotoğrafların dikdörtgen olması daha önemli.
  • Fotoğrafların üst bölümündeki detaylar daha belirgin hale gelirken, alt bölümündeki detaylar kayboluyor.

Uygulamayı ilk açtığınızda açılış sayfasında bir ‘+’ işareti görünecek:

RollWorld Açılış Sayfası

RollWorld açılış sayfası

İşte ona dokunduğunuzda Fotoğraf, Video veya Kamera seçenekleri görünecek:

RollWorld Seçenekleri

RollWorld seçenekleri

Kamera’yı seçtiğinizde sonucunu anında görebileceğiniz bir fotoğraf veya video çekebilirsiniz. Fotoğrafla ilerlediğimizde telefondan bir fotoğraf seçip bir ince ayara geçiyoruz. Bu yazı için bir fotoğraf seçtim:

Paraşüt fotoğrafı

Paraşüt fotoğrafı

Diyeceksiniz ki, hani fotoğrafın sağ ve sol kenarları birbirine mümkün olduğunca benzer olacaktı. Neden öyle olmasını önerdiğim için güzel bir örnek:

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Bazı fotoğraflarda bu uçları bir araya getirmek zor ve belirgin izler oluşabilirken, bu fotoğrafta birkaç ayarla düzeltebildim. Ayarları göstermek adına ekran görüntülerini paylaşıyorum, her birinin detayına girmeyeceğim, biraz deneyerek hangilerini kullanmak istediğinizi rahatlıkla bulabilirsiniz.

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Paraşüt fotoğrafı 360 dönüşümü

Artık siz de ilk denemelerinizi yapıp Instagram’da paylaşıma başlayabilirsiniz. @gezegen360 hesabını takip edin ve gezegeninizi Instagram’da #gezegen360 ile paylaşın, genişleyen galaksimize katılın! Hergün takipçilerimizin paylaşımlarından seçtiğimiz bir gönderiyi yörüngeye alıyoruz.

Sonuç:

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/gezegen-360-iosta-bir-gezegeni-nasil-yaratabiliriz/feed/ 1 250
Venedik Karnavalı Yaklaşıyor! https://yavuzgurcan.com/tr/venedik-karnavali-yaklasiyor/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=venedik-karnavali-yaklasiyor https://yavuzgurcan.com/tr/venedik-karnavali-yaklasiyor/#respond Mon, 14 Nov 2016 18:27:32 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=221 Venedik Karnavalı

Venedik Karnavalı

Yaklaşan Venedik karnavalı ile ilgili sorular artınca hazır bazı detayları toparlamışken bu yazıyı kaleme almanın tam da zamanı. 2015’te 4 günlüğüne deneyimleme şansı bulduğum karnaval ile ilgili özellikle fotoğrafla ilgilenen okuyucular için birkaç tüyoya yer verdim.

Venedik Karnavalı her yıl Şubat ayında İtalya’nın Venedik şehrinde gerçekleşiyor. Yıldan yıla tarihleri farklılık göstermekle birlikte 2017’de 11-28 Şubat tarihleri arasında gerçekleşeceği açıklandı. Önümüzdeki yıllarda gidecek olursanız biletlerinizi almadan önce tarihleri kontrol etmenizde yarar var. 

Ca Macana Venedik

Ca Macana Maskeleri Venedik

Venedik Karnavalı’nın en bilinen ve dikkat çekici unsuru elbetteki maskeler ve kostümler. Çevredeki birçok mağazada maske ve kostümler satılıyor. 5 Euro’dan başlayan fabrikasyon maskelerden yüzlerce Euro’luk özel tasarımlara kadar birçok seçenek bulabilirsiniz. Bu mağazaların çoğunda fotoğraf çekmek yasakken, Stanley Kubrick’in yönettiği başrollerini Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın paylaştığı Eyes Wide Shut filminde kullanılan maskeleri tasarlayan Venedik’in en eski maske tasarım atölyelerinden Ca’ Macana’daki etkileyici maskeleri fotoğraflamanıza izin veriliyor. Ca’ Macana’da sergilenen maske satın alabileceğiniz gibi atölyesine katılıp kendi maskenizi de yapabilirsiniz. 

Ca Macana Venedik

Ca Macana Venedik

Karnaval zamanı sokaklarda maske ve kostümler içindeki turistlere ek olarak özellikle bu etkinlik için hazırlanmış model ve sanatçılara rastlayabilirsiniz. Bu modellerin etrafında genelde birkaç fotoğrafçı, hatta bazen bir fotoğrafçı ordusu olabiliyor, onlara yanaşıp hemen çekime başlayabilirsiniz. Benim gibi az tecrübeli fotoğrafçılar için bir yandan profesyonellerin yönlendirdiği modelleri çekmek ve bu konuda tecrübe kazanmak için oldukça iyi bir fırsat. Kendiniz de modelleri yönlendirebilir, belirli bir noktaya geçmelerini, yönlerini değiştirmelerini veya belirli bir pozu vermelerini isteyebilirsiniz. Benim izlenimim çoğunun aralarında Fransızca konuştuğu yönünde, genelde İngilizce biliyorlar, Almanca konuşanlarına rastladım, İtalyanca bilenleri vardı.

Venedik

Venedik

Doğru zamanda iyi fotoğraflar yakalamak için gidecekseniz sabah çok erken kalkıp gündoğumundan 1-1.5 saat önce San Marco meydanına gitmenizi öneririm, yani 6:00 gibi yola koyulmak gerekiyor (11 Şubat 2017 için gündoğumu 7:18, sabah mavi saatleri 6:21-7:01 görünüyor). Meydana vardığınızda zaten kalabalık fotoğrafçı gruplarını ve patlayan flaşları göreceksiniz. Modeller ağırlıklı olarak Biblioteca Nazionale Marciana, Palazzo Ducale ve Lagün (deniz kenarı) arasında kalan bölgede toplanıyor.

Venedik

Venedik

Fotoğraf çekmek için herhangi bir izin almanız veya para ödemeniz gerekmiyor. Modellere çektiğiniz fotoğrafları göndermek ve iletişimde kalmak isterseniz yaklaşıp kartlarını isteyebilirsiniz. Bazı modeller çekim sırasında özellikle kartlarını verip fotoğraflarını göndermenizi rica ediyor. Bu şekilde 10 kartvizitle döndüm.

Venedik

Venedik

Güneş’in kendini göstermesi ile birlikte turist akınına uğrayan sokaklarda başlayan selfie çılgınlığı ile birlikte modelleri tek başına yakalamak zorlaşıyor. En iyi zamanlar gündoğumu öncesi, gökyüzünün masmavi olduğu mavi saatler ve gündoğumunun hemen sonrası. Öğlene doğru iyice sertleşen günışığı ile birlikte fotoğraf çekimleri gölgelerin ağırlıklı olduğu ve meşhur kanallardaki gondolları da içine alabilen ara sokaklara kayıyor.

Her sabah San Marco meydanına erkenden gitmekle birlikte bir gün ara sokakları keşfetmek için dolaşırken tesadüfen modellerin Arsenali di Venezia’da toplandığını gördüm. Gündoğumundan yaklaşık 1 saat sonra San Marco meydanından yavaşça uzaklaşan modelleri takip ederek de nasıl bir rota izlediklerini öğrenebilirsiniz.

Venedik

Venedik

Librerria Acqua Alta

Librerria Acqua Alta

Tesadüfen bulduğum bir diğer mekan ise bir sahaf, Libreria Acqua Alta. İçerisinde duvardan duvara raflarla birlikte, gondollara ve kayıklara dizilmiş yüzlerce eski kitap ve dergi bulabileceğiniz bu yerin arkada açıklık bir kısmında kitaplardan bir merdiven de vardı ben gittiğimde. Son fotoğraflara baktığımda bu açıklık bölümün biraz değiştiğini ama popüleritesini kaybetmediğini gördüm. Sahibi İtalyanca, Almanca, Fransızca ve İngilizce konuşabiliyor. Almanca kısa bir sohbetten sonra dükkan sahibinin beni yönlendirdiği açık bölüm boşken, şansımın yaver gitmesiyle 5 dakika sonra bir fotoğrafçı modeli ile birlikte 2 dakikalığına gelince ben de güzel bir kare çıkarabildim.

Librerria Acqua Alta

Librerria Acqua Alta

Bu arada gündoğumu öncesi ve sonrasında da maskelerin ardında kalan gözleri biraz aydınlatmak adına flaşlı çekim yapmanız, varsa fotoğraf makinesinin kendi flaşı yerine tepe flaşı kullanmanız gerekir.

Hava genel olarak benim yanımda ve güneşliydi, ancak yağmura hazırlıklı gitmenizi öneririm. Bir diğer önemli ayrıntı ise nadiren de olsa Venedik’te yağmur ve gelgitle birlikte su seviyesinin zaman zaman artması. Evlerin ve otellerin giriş katlarında su seviyesinin ne kadar yükselebildiğini gösteren bir çizgi görebilirsiniz, diz boyu diyebilirim. Bunun için de 5-10 Euro’ya satılan ve ayakkabınızın üzerine geçirebildiğiniz naylon çizmelerden almanızı öneririm. Suyun yükselmesi ile ilgili detaylı bilgiye Venedik Belediyesi‘nin sitesinden ulaşabilirsiniz.

İtalya’ya gidip de makarna ve pizza yemeden olmaz! Orada yemek için özellikle tavsiye edeceğim bir mekan yok. Genelde konuştuğum İtalyanlar da Venedik’in turistik olduğunu ve yemek açısından İtalya’ya göre nispeten daha kalitesiz olduğu yönünde. Fakat, hediyelik veya evde yapmak için makarna almak isterseniz Pastificio Giacomo Rizzo’dan paket makarnaların dışında taze makarna kestirmenizi öneririm. İsteğinize göre ve istediğiniz miktarda hemen gözününüz önünde kesilen hamuru 3 gün içinde tüketmeniz öneriliyor. Paket makarnadan farklı olarak fazla kaynatmadan 1-2 dakika ısıtıp dilediğiniz sosla tüketebilirsiniz.

Konaklamayı da mümkün olduğunca erken ayarlamanızda fayda var, karnaval zamanı yer bulmak zorlaşıyor. Casa Fornaretto’da kalmıştım, kötü değildi, fakat resepsiyonu ayrı bir binada yer alıyor. Otel seçenekleri dışında airbnb benzeri sitelerden sadece fiyat olarak değil, sağladığı koşullar açısından da daha cazip daireler bulabileceğinizi düşünüyorum.

Venedik Karnavalı Venedik Venedik Venedik

Seyahat öncesi 2014’te çektiği Venedik fotoğraflarına hayran kaldığım Güneş Demir’den bol bol tavsiye almıştım, yazıdaki bazı detaylarda onun payı çok. Çok teşekkürler Güneş! 😉

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/venedik-karnavali-yaklasiyor/feed/ 0 221
Konya’daki Yeni Keşfim: Sille https://yavuzgurcan.com/tr/konyadaki-yeni-kesfim-sille/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=konyadaki-yeni-kesfim-sille https://yavuzgurcan.com/tr/konyadaki-yeni-kesfim-sille/#respond Tue, 18 Oct 2016 19:44:16 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=193 Pazar günü Facebook’ta bulduğum etkinlik sayesinde ISFODER‘in Tuz Gölü gezisine katıldım. Program’da Tuz Gölü öncesinde Sille gezisi ve Kadınları Pazarı’na uğramak da vardı. Ancak, Sille müthiş bir sürpriz oldu bana.

Tarihin çeşitli dönemlerinde Müslüman ve Gayrimüslimlerin yaşadığı Sille, Konya’nın Selçuklu ilçesine bağlı. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın ve zamanınız varsa yarım gününüzü ayırın. Okuduğum kaynaklarda kahvaltısının da güzel olduğuna değinmişler, fakat deneme fırsatım olmadı. Ekim’de güneşli bir havada gezmiş olsam da fotoğraf için her mevsim güzel ve farklı olabileceğini düşünüyorum.

Sille Hamamı

Sille Hamamı

Sille Hamamı

Sille Hamamı

İlk durağımız Tarihi Hamam, biraz araştırdım fakat adından emin olamadım, tahminim Tarihi Subaşı Hamam’ı olduğu yönünde. Ancak Ak Hamam veya Çarşı Merkez Hamamı da olabilir.

Rehberimiz sayesinde girişini bulup içine girdik, girişi biraz gizlenmiş durumda. Kubbeleri ve kubbelerdeki delikler çok iyi fotoğraf veriyor. Rehberimiz hazırlık yaptırmış ve ağaç dallarını tutuşturarak ışık hüzmelerinin belirginleşmesini sağladı, mükemmel oldu.

Sille Hamamında Çekim

Sille Hamamında Çekim

Hamamdan çıktıktan sonra plan Aya Eleni Kilisesi’ne gitmekti, ama zamanımız dar olunca Şeytan Geçidi seçeneği daha ağır bastı. Şeytan Geçidi’ne giderken Kilisenin önünden geçtik, hatta bisikletlileri yakaladık.

Sille Aya Elenin Kilisesi Sille'de Bisiklet Turu

Şeytan Geçidi de atlanmaması gereken bir nokta, Konya’nın mini kanyonu. 2-3 gönüllü tırmanıp poz verdi bize.

Sille Şeytan Geçidi

Sille Şeytan Geçidi

Sille Taşı

Sille Taşı – 1, 2, 3.. 7!

Sille Mezar Taşları

Sille Mezar Taşları

Şeytan Geçidi’ne yürürken bölgeden çıkarılan ve mimarisinde de oldukça yer edinmiş olan Sille Taşı’nı da görüyoruz. Ancak bence çok daha etkileyici olan, fakat zaman darlığı nedeniyle gezemediğimiz Aya Eleni Kilise’si ve Sille Mezarlığı’ndaki mezar taşları. Yolum Konya’dan tekrar geçtiğinde tekrar uğramak için fırsat kollayacağım.

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/konyadaki-yeni-kesfim-sille/feed/ 0 193
Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 3. Bölüm: Tromso, Norveç https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-3-bolum-tromso-norvec/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=kuzey-isiklarinin-pesinde-3-bolum-tromso-norvec https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-3-bolum-tromso-norvec/#comments Wed, 12 Oct 2016 13:40:57 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=163 Bu serinin ilk yazısında Kuzey Işıkları’na Hazırlık hakkında öğrendiklerimi aktarmıştım. Sonrasında Kuzey Işıklar’nın Peşinde – 2. Bölüm: Abisko, İsveç ilk 3 gün Abisko’daki Kuzey Işıkları deneyimimizi paylaştım. Kuzey Işıkları’nın Peşinde ikinci durağımız Tromso, Norveç. Abisko’nun 10 km ilerisinden Björkliden’den Tromso’ya doğru yola koyuluyoruz.

Tromso Norveç’in kuzeyinde Dünya’da nüfusu 50.000 üzerinde olan en kuzeydeki yerleşim noktası. Kuzey Işıkları kuşağının merkezinde yer alan Tromso’yu 2007’de Galatasaray ile karşılaşması nedeniyle duymuş olabilirsiniz. Aralık ayında ortalama 15 gün yağış almakla birlikte hiç güneş görmüyor. Bizim gittiğimiz Mart ayında ise ortalama 12 gün yağış alıyor. Havanın açık olduğu bir zamana denk gelirseniz Kuzey Işıkları’nı görme ihtimaliniz yüksek.

Norveç sınırı Björkliden’den sadece 30 km, sınırda hiç kontrol olmadığı için duraklamadan yolumuza devam ediyoruz. Norveç’te muhteşem manzaralarla karşılaşıyoruz, ancak gidiş-geliş tek şerit olan yollarda İsveç’tekinden farklı olarak park alanları daha az sıklıkta ve karlar temizlenmediği için durmamız mümkün değil. Biraz içimiz gidiyor. Fotoğraflayamasak da yolculuk boyunca manzaranın tadını çıkarıyoruz.

Ersfjordbotn Accomodation

Ersfjordbotn Konaklama

Ersfjordbotn Panorama

Ersfjordbotn Fjord Manzarası

Björkliden-Tromso arası 260 km, kalacağımız yer Ersfjordbotn, Tromso’nun 20 km ilerisinde, toplamda 280 km yolu 5,5 saatte katettik. Kaldığımız ev 3 katlı, 2. katta Amerikan mutfak, yemek masası ve şömine, 2 yatak odası ve jakuzili banyo, dilerseniz balkona çıkıp etrafa bir göz atabilirsiniz. Üst katta deri koltuklarda oturup, geniş ekran LED TV veya kocaman penceresinden manzarayı seyredebilirsiniz. Bu katta da bir yatak odası ve duş var. Ev her anlamda sıcak, kendi eviniz gibi. Etrafta Kuzey ve Kuzey Işıklarına ilişkin çeşitli dergiler de bulabilirsiniz. WiFi de olunca eksik kalmıyor.

İlk akşam hava kapalı olduğu için evde kalıp yemek yemeye karar veriyoruz. Norveç’ten aldığımız somonlar, biraz roka salatası ve patates püresi ile şömine karşısında güzel bir akşam yemeğinin tadını çıkarıyoruz. Yorgunluk da olunca erkenden yatıyoruz.

Ersjfordbotn

Ersfjordbotn Manzarası

Tromso ikinci gün de kapalı görünüyor. Ekipten Abisko’ya dönme sesleri yükselirken, Tromso’ya 71 km mesafede Nordkjosbotn’da hava açık görünüyor ve ekibi buraya gitmeye ikna ediyorum. Yolda giderken fotoğraf çekebileceğimiz bir yer arıyoruz, durabileceğimiz bir cep bulmak pek kolay değil. Nordkjosbotn’a varmadan bir cep buluyoruz, ama konum ve açı olarak yeterli değil.

Nordkjosbotn Ice

Buzlu Nordkjosbotn Yolları

Yola devam ediyoruz. Nordkjosbotn’u geçtikten hemen sonra çok uygun bir park alanı bulup yerleşiyoruz. Beklemeye başlıyoruz. Bu sırada birinde Hintlilerin diğerinde Avustralyalıların olduğu iki araba daha yanaşıyor. Amaç ortak, Kuzey Işıklarını görmek ve çekmek! Onlar da tripodlarını kurdu ve beklemeye başladı.

 Nordkjosbotn Mavi Saatler

Nordkjosbotn Mavi Saatler

Biraz mavi saat fotoğrafı aldıktan sonra bekleyişe yine arabada devam ettik. Çok soğuk, öyle böyle değil. Gökyüzü açık, fakat uzakta olmamıza rağmen Tromso’nun üzerindeki bulutlar görünüyor ve şehir ışıkları nedeniyle bulutlar çok parlak. Ancak şansımız bu sefer yaver gitmiyor, hava açık, iyi bir konumdayız, ama Aurora gerçekleşmiyor ya da çok çok zayıf. Yaklaşık 1,5 saatlik zorlu bir dönüş yolu da bizi bekliyor. 18:30’dan 00:30’a kadar uzun bir bekleyişin ardından, 1 saat sonrasına ait tahminler 0-0.33 aralığında olunca umutlar tükendi, eve dönme zamanı.

Nordkjosbotn Aurora

Nordkjosbotn Zayıf Aurora

Karlı ve buzlu yollara karanlık ve yorgunluk da eklenince yolculuk zorlaştı. Karşıdan TIR’lar geldiğinde kendimizi 5-10 saniye kadar bembeyaz bir kar bulutunun içinde buluyoruz.

Ertesi gün hava yine kapalı görünüyor. En azından gündüz gözü ile Tromso’yu gezelim istiyoruz. Biraz araştırdıktan sonra Planetaryum’a gitmeye karar veriyoruz. Planetrayum beklentimizi karşılamayınca (siz de boşuna gitmeyin) eve döndük.

Bu arada Tromso’da alkol alabileceğiniz 2 mağaza var sadece, onlardan biri Vinmonopolet. Burası da sadece iş günleri ve mesai saatlerinde açık. Ayrıca, Türkiye’den de oldukça pahalı. İsveç’te de durum çok farklı değil.

Yemekte taze somon var. Somonu pişirmeye hazır duruma getirdikten sonra, Aurora seviyesinin yükseldiğini fark ediyoruz. Somonları fırına atmadan, havanın açık olduğu bir yer bulup fotoğraf çekme şansı aramak üzere tekrar yola koyulduk. Bu sefer Nordkjosbotn da yağışlı görünüyor. Yine de aynı istikamete gidiyoruz. Karlı ve buzlu yollara tipi de eklenip, TIR’ların geçişinin görüşü zorlaştırması hatta yolculuğu tehlikeye sokması nedeniyle yarı yolda dönmeye karar veriyoruz.

Ersfjordbotn Salmon

Ersfjordbotn Balık Kurutma

Tromso’da neredeyse her evin bir kar küreme aracı var. Bazı evlerde çim biçme makinası tarzı küçük aletler varken, bazı evlerde daha büyük araçlar bulunuyor. Henry’de de Traktör büyüklüğünde bir araç vardı. İlk sabah uyanıp evsahibimiz Henry’nin evin önündeki karları temizlediğini görünce çok şaşırdık.

Ersfjordbotn’da evlerin çoğunun dışında somon kurutulduğu da dikkatimizi çekti. Büyük olasılıkla kuşlardan korumak için ağların içinde tutuyorlar. Evler ise ağırlıklı olarak kırmızı renkte, bu da yoğun kar yağışı sonrası evleri bulabilmek için olsa gerek.

Ersfjordbotn Salmons in Nets

Ersfjordbotn Ağ İçinde Balık Kurutuluyor

Ersfjordbotn

Ersfjordbotn Dönüş Yolu

2 gecenin ardından Tromso’da Kuzey Işıklarını hiç göremeden dönüşe geçiyoruz. Zaten gitmeden beklentimiz de düşmüştü. Tromso çok nemli olduğu için hava genelde kapalı, Aurora’nın hemen hemen her gün gerçekleştiği bir konumda yer almasına rağmen, görme ihtimali çok düşük.

Saat 11’de Kiruna’da kalacağımız Camp Alta’ya doğru yola koyuluyoruz. Bizi 7 saatlik bir yolculuk bekliyor. 

Serinin devamında Kiruna’dayız..

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-3-bolum-tromso-norvec/feed/ 1 163
Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 2. Bölüm: Abisko, İsveç https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-2-bolum-abisko-isvec/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=kuzey-isiklarinin-pesinde-2-bolum-abisko-isvec https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-2-bolum-abisko-isvec/#comments Mon, 10 Oct 2016 14:59:10 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=116 Detaylar nedeniyle yazılar uzayınca Kuzey Işıkları deneyimimi bir seri haline getirdim. Serinin ilk bölümü olan bir önceki yazımda Kuzey Işıkları’na Hazırlık için gerekli bilgileri paylaştım. Bu yazıda ise Kuzey Işıkları’nın peşine düştüğümüz seyahatin ilk 3 gününde Abisko’ya yolculuğumuz ve Abisko’da yaşadıklarımızı kaleme aldım.

Abisko

Abisko İsveç’in kuzeyinde Tornetrask gölünün kıyısında 85 nüfuslu bir yerleşim yeri. Abisko Bilimsel Araştırma Merkezi ve Abisko Sky Station gibi kutup bölgeleri ve kuzey ışıkları üzerine araştırma yapan merkezlere ev sahipliği yapıyor.

1. GÜN – İstanbul’dan Abisko’ya Geçiyoruz

7 Mart’ta İstanbul Sabiha Gökçen’den 10:40 uçuşuyla Stockholm’e uçtuk. 20 dakika erken inmenin avantajını kullanıp, 15:35 Kiruna uçuşu için bagajlarımızı teslim ettikten sonra güneşli (nadirdir) bir Stockholm’de bir kahve molası verdik. Kiruna uçuşu için güvenlik kontrolüne gittiğimizde küçük bir sürprizle karşılaştık, İstanbul Duty-Free’den aldıklarımızı kapalı poşette olmadığı için uçağa almamıza izin vermediler. Aldıklarımızı bırakmak durumunda kaldık. Bu işle biraz zaman kaybedince uçağa nefes nefese yetiştik, hatta isimlerimiz son çağrı için okunmuş.

Kiruna’ya vardığımızda şirin bir havaalanı ile karşılaştık. Uçak kapının hemen yanına durdu diyebiliriz ve iner inmez fotoğraf çekmeye başladık, başlangıç sıcaklığı (ya da soğukluğu) -9 derece. Kapıdan girer girmez bavullarımızı beklemeye başladık. Araba kiraladığımız Hertz ofisi de hemen karşımızdaydı. Bagajları alır almaz arabayı teslim aldık, sadece anahtarı aslında. Arabanın yerini tarif ettiler ve arabayı hareket ettirmeden önce fişini çekip kabloyu yanımıza almamız söylendi. Arabanın fişi de neydi? Açıkcası görene kadar bize birşey ifade etmedi. Park alanında tüm arabaların önünde bir priz var ve arabaya takılan bir kabloyla araba çalışmadığı zaman arabanın içini ısıtan basit bir mekanizma kurulmuş. Soğuk nedeniyle araba kısa sürede kar ve buzla kaplanınca böyle bir çözüm bulmuş olmalılar (zaman zaman bunu bir ürün haline getirip İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde satmayı düşünmedim değil). Arabamız Volvo V50 SW, Station Wagon olmasına rağmen 3 kişinin bagajıyla sadece 3 kişilik yer kaldı (daha kalabalık gidecek olursanız, daha büyük bir araca ihtiyacınız olacak).

Abisko Yolu

Abisko Yolunda Kar Yağışı

Temkinli bir şekilde yola koyulduk, yollar neredeyse tamamen kar ve buzla kaplıydı, rüzgar da cabası. Yolun üzerinde rüzgarın karları uçuşturması biraz ürkütücü bir görüntü. Yer yer kardan dolayı görüşümüzü tamamen kaybettik, ama İsveçliler daha tecrübeli olunca bizi sollamayan kalmadı. İlk hedefimiz Björkliden’de kalacağımız Hotel Fjällby’a varmak. Björkliden Abisko’dan 10 km sonra, Kiruna’ya 113 km mesafede. GPS’le kolay bir şekilde bulduk. Haritaların yüklü olduğu bir GPS’iniz yoksa, GPS’li bir cep telefonu da işinizi görüyor. Ancak haritaları önceden yüklemediyseniz internete de ihtiyacınız var, önceden yüklemek oldukça iyi iş görüyor. Internet’e bağlanmak için İsveç’ten bir SIM kart almanız daha hesaplı, 70 SEK’e 1 GB internetiniz olacak.

Oteli bulup, Björkliden Fjällby / Kåppas Cabin Village, hemen check-in yaptık, Otelin resepsiyonundan kulübeye yürürken koşulların zorluğunu dışarıda da deneyimlemiş olduk. Sonunda 52 numaralı kulübemizi bulduk. Çok güzel bir manzarası ve konumu var (giderseniz bu kulübeyi özellikle isteyebilirsiniz).

Kappas Balkon, Hotel Fjallet, Björkliden

Kappas Kulübe 52 Balkon Manzarası

Kulübe balkonundan dağın yamacındaki donmuş Tornetrask gölünü görüyorüz. Kuzey Işıkları başlasa balkondan bile görebileceğiz. Kulübenin içinde saunası ve mutfağı da var. Duşta elbise ve havlular için kurutma makinası bile düşünülmüş.

İlk aktivite saat 21:00’da 1 saatlik “Northernlights on Snowshoes tour”, ancak hava kapalı ve kar yağıyor. Durum böyle olunca ilk aktivitede 2 fire verdik. Bu arada, neredeyse tüm Kuzey Işıkları aktiviteleri ikinci bir aktivite ile birleştirilmiş. Kuzey Işıklarının gerçekleşme olasılığı birçok etkene bağlı olarak çok yüksek olmayınca aktivitelere başka bir boyut katarak hiçbir zaman iptal etmek durumunda kalmıyorlar. Snowmobile turu, köpekli kızak turu veya sami kültürünü tanıma gibi aktivitelerle destekleyerek aktiviteden boş ayrılmamanız sağlanıyor. Gel gelelim Kuzey Işıkları üzerine kurulmuş bu tür etkinlikleri tercih etmemenizi öneriyorum, çünkü bu etkinliklerin çoğunda Kuzey Işıklarını göremiyorsunuz. Onun yerine etkinlikleri gündüz yapın ve tadını çıkarın. Akşamları ise Kuzey Işıklarının peşine kendiniz düşün. Ayrıca etkinlik sırasında Kuzey Işıkları ortaya çıksa bile etkinlik süresi dolduğu için yarıda kesmeniz istenebilir. Üzülebilirsiniz, benden söylemesi. Nitekim “Northernlights on Snowshoes tour” oldu “Snowshoes tour”.

Snowshoes nedir derseniz, türkçesi hedik, karda batmadan yürümenize yardımcı oluyor. Herkes ayakkabısının üzerine giymeye başlamış bile. Rehberimiz hem hedikler hem de bölge hakkında bilgi veriyor. Hedikle yürümek çok da kolay değil, hızınızı düşürüyor, ancak karda, özellikle taze ve derin karda yürümenize olanak sağlıyor. Hediğin çıkış noktasının Amerikanın yerlileri olduğunu söylüyor rehber, karda avcılık yapabilmek için geliştirmişler. Avrupa’da hedikle birlikte sopa da kullananların olduğunu, ancak buna gerek olmadığını, hatta hedik zemine çok iyi tutunduğu ve avcılar avlanırken her iki ellerini de kullanmak istediklerinden normalde sopa kullanılmıyormuş (fotoğrafçılar onun yerine monopod kullanabilir).

Tepedeki ormanın içinde 1 saat kadar süren yürüyüşümüzü tamamlıyoruz. Hediklerle biraz zorlu olmasına rağmen, kara batmadık, ama yorucu bir başlangıç oldu. Yer yer sert rüzgar yedik, ama kıyafetler korudu, gözler dahil açık bir yerinizin kalmaması önemliymiş.

2. GÜN – Abisko’da Kuzey Işıkları

Hotel Fjallby Kappas Cabin Village

Hotel Fjallby Kappas Cabin Village

Ertesi gün kahvaltıyı otelde yapıyoruz, biraz pahalı (300 SEK) ancak ilk sabah hazırlıksız olacağımızı düşünerek önceden almıştık ve bir kere denemek de lazım. Manzara eşliğinde güzel bir açıkbüfe kahvaltı oldu, hatta biraz fazla gelince değerlendirmek için birer sandviç de hazırladık, öğle yemeğimiz de çıktı böylece, en azından niyetimiz öyleydi, ancak ertesi güne kaldı, o da başka bir hikaye.

Kahvaltı sonrası Abisko’da (Lapporten Stormaknad adında bir süpermarket bulup alışverişimizi yapıyoruz. Alışveriş sonrası planımız Abisko National Park’ı keşfetmekti. Girişindeki Abisko Touriststation’dan biraz bilgi aldık. Arabayla gidebileceğimiz bir alan olmadığını öğrenince ve yürümek içAbisko MacktaMak Menu, March 2013in de biraz uzak olunca planımızı değiştirdik. Önce karnımızı doyurmaya karar verdik. Fakat hazırladığımız sandviç yerine yol üzerinde gördüğümüz restorana gitmek daha cazip geldi. Biraz menüye bakındıktan sonra ekip hemen bitişiğindeki mağazaya dalıp biraz da kişisel alışveriş yaptı. Sonrasında dana etinden olduğunu öğrendiğimiz Hamburger menüsü çok cazip göründü ve iyi bir seçim oldu. Yolunuz düşerse Abisko MackaMat’a da uğramanızı tavsiye ediyoruz, tabi aradan zaman geçince orası Aurora Pub olmuş sanki, foursquare’deki Aurora Pub konumları neredeyse üst üste.

Restoranda masayı toplamak dahil herşey self-servis, bu kültür İsveç ve Norveç’in birçok yerinde var. Örneğin, benzinlikte benzini kendiniz dolduruyorsunuz, kaldığımız heryerde temizlik ücrete dahil değil, temiz bırakmanız, hatta temizleyip bulduğunuz gibi bırakmanız isteniyor, ya da ek olarak temizlik ücreti ödüyorsunuz. Hizmet sektörü pahalı!

Snowmobile on the frozen Tornetrask Lake, Abisko, Sweden

Tornetrask gölü üzerinden geçen bir Snowmobile

Karnımızı güzelce doyurduk. Akşam fotoğraf çekmek için güzel bir yer belirlemek istiyoruz. Restorandan anayolun karşısında gölün hemen yanında karavanlar gördük. Nasıl gidileceğini öğrenip Tornetrask gölünün hemen yanına kadar gidip arabamızı park ettik ve donmuş gölün üzerinde gezinmeye başladık. Akşam nereye kurulacağımızı belirlemeye çalışırken gelip geçen insanları, snowmobile’ları ve manzarayı da çekmeyi ihmal etmiyoruz. Gölün üzerinde fotoğrafta yansıma alabilmek için çevresinde buzulların olduğu güzel bir nokta belirledik (ekipte çok iyi bir fotoğrafçı olmasının faydaları, ben değil Ali İhsan Gökçen).

Tornetrask Snowmobile

Tornetrask Snowmobile

Kuzey Işıklarını daha önce görmediğimiz için nereden ve nasıl görüneceği konusunda bir bilgimiz yok (tamam araştırdık da, hepsi teorik). Herhangi bir yerden başlaması durumuna karşı 360 derecelik bir açıya sahip bir nokta belirliyoruz. Öncesinde mavi saatlerde de fotoğraf çekmek istiyoruz, belki aynı anda Kuzey Işıklarını da görebiliriz umuduyla. Yalnız ufak bir aksilik yaşadık ve arabamız kara saplandı. Gün batımına 10-15 dk var. Kurtarmayı denedik ama olmadı, arabanın gövdesi yola oturmuş, çekilmesi lazAraba kara saplanıncaım. Yardım istemek için benzinliğe yürüdük. Bu benzinlik yemek yediğimiz ve alışveriş yapılabilen yer (3’ü bir arada). Görevliye durumu anlattık. İlk tepkisi, “Cuma akşamı ve saat 6, işiniz çok zor” oldu (ifadeyi biraz yumuşatmış olabilirim, söylediğinde direk “sıçtınız” olarak algılamıştım). “Şimdi herkes işten çıkmış ve içmeye başlamıştır, kimseye ulaşamazsınız” dedi. Bildiği bir çekiciyi aradı ve konuştu. Çoktan saunaya girmiş ve birasını içmeye başlamış, gelmesi mümkün değil dedi. Birisini daha aradı ama ulaşamadı. “Tek şansınız var, cuma akşamı insanlar haftasonu için karavanlarını getiriyor, yoldan geçen arabaları durdurup yardım isteyin” dedi. Arabanın yanına döndük. Kimse yok, en iyisi hava kararmadan karavanları dolaşıp yardım rica etmekti. Bir yandan da Kuzey Işıkları heyecanı var. Tripodların başında beklemek varken, arabayı kurtarma operasyonundayız! Biz bununla uğraşırken kaçıralım istemiyoruz. Tam karavanlara doğru yürürken ilk kulübeden birisi çıktı. Durumu anlattık, yardım edebileceğini söyledi. Arabasını getirip çekme halatını bağladı. Başta araba hiç hareket etmedi, biraz umutlarımızı yitirmeye başlamıştık açıkcası. Uzun uğraşlar sonunda arabayı kurtarabildik. fakat bu tür durumlarda ne yapabileceğimizi öğrenmemiz gerek, arabayı kiralarken bize bu konuda bilgi vermediler. Sonradan Viking adlı bir şirkete ait 06000 numarasını arayabileceğimizi öğrendik, ama biraz masraflı olabileceği konusunda uyardılar. Sonuç olarak, arabayı teslim alırken kiralama şirketinden yardım konusunda detaylı bilgi istemeyi unutmayın.

En sonunda arabayı çıkarıp göle döndük. Biraz mavi saatler çekimi yapıp bir yandan da Aurora Alert sayfasından tahminleri takip ediyoruz. Önümüzdeki bir saat içinde bir hareket olmayacak, hava da soğuk olunca arabaya dönüp beklemek daha mantıklı geldi. Arabada beklerken ara ara tahminleri kontrol ediyoruz. 2 saat sonra, 22:15 için Aurora seviyesi 1’e çıkacak gibi görünüyor. Şansımızı denemek için göle dönme vakti. Gölde bizim dışımızda da fotoğrafçılar vardı, ancak hepsi gölün kenarına konuşlanmayı tercih etmiş (neden acaba??). Biz gölün ortasına doğru gidip daha önce belirlediğimiz noktaya kurulduk. Birkaç çekim yaptık ve gözle görülemese de uzun pozlamalarda ufukta bir yeşillik belirmeye başladı. Aha! Kuzey Işıkları başlıyor olmalı!

Aurora Borealis is Beginning

Kuzey Işıkları ufukta göründü!

Çekime devam ediyoruz, ancak ilk yarım saatte Kuzey Işıklarının gözle görülemediği düşüncesi oluşmaya başladı bizde. Sonra durum değişti, kuşak büyümeye ve bize yaklaşmaya başladı! Heyecanımız artıyor!

Koşulları tekrar gözden geçirelim: Yabancı bir yerde donmuş gölün üzerindeyiz. Fotoğraf çekiyoruz, ama bir yandan da sesler geliyor. Bu bir çatırtı mı? Gölden mi geliyor?? Siz de duydunuz mu? Biraz ürkütücü (tamam en çok ben ürktüm kabul ediyorum). Ben ekipten ayrılıp daha kenara gitmeyi tercih ettim. Sonra ekip tamamen kenara geldi, ama yer yer göle indik yine de.

Kuzey Işıklarının gökyüzündeki görüntüsü inanılmazdı. Resmen üzerimizde gerçekleşiyor! Perde şeklinde hareket ediyor ve bazen yere doğru süzülüyor, fotoğraflarda biraz kırmızı ve mor bile yakaladık. Sürekli değişen bir hareket var. Bir yandan izliyoruz, bir yandan da seri çekimdeyiz: çek, bak, çek, bak. Bulb moddayız ve herkes içinden saniye sayıyor. Bu anı yaşamak ve fotoğraflamak bizim için büyük şanstı, herkesin en azından bir kere yaşaması gereken bir deneyim. Soğuktan elleri değiştirerek kablolu deklanşöre basıyoruz ve donmamak için az da olsa hareket ederek bu büyüleyici olayı izliyoruz. Öylesine kaptırmışız ki kendimizi, saate baktığımızda şaşırıyoruz: saat 2! Farkında bile değiliz. 4 saat boyunca muhteşem bir doğa olayı deneyimledik. “..ve -17 derece!”. Birkaç poz daha alıp zayıflayan ve gökyüzünü tamamen yeşile boyayıp hareketi duran Aurora’yı bırakıp kulübeye döndük. Yatmamız 3’ü buldu, kalk saati 8:30.

Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask, Abisko, Sweden Aurora Borealis over frozen Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over frozen Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden Aurora Borealis over Tornetrask Lake, Abisko, Sweden

O akşamki Kuzey Işıkları performansından Instagram’da paylaşmak üzere 8 dakikada içinde çektiğim 50 karenin birleştirilmesi ile oluşturduğum 15 saniyelik video:

 

3. GÜN – Laktatjakko Dağ Evi

Laktatjakka Mountain Lodge

Laktatjakka Dağ Evi

Sabah kalkar kalkmaz giyinip bir gün öncesinden sipariş ettiğimiz sıcak ekmekleri resepsiyondan alma vakti – evet böylesi süper bir hizmet var. Bir yandan toplarlanma da başladı, çünkü akşamı Lakta’daki Laktatjakko dağ evinde geçireceğiz. Kaldığımız otelde en az 3 gece konaklama yapıldığında çok az bir farkla 1 geceyi dağ evinde geçirme fırsatı vardı, normalde ayrıca rezervasyon yapıldığında biraz daha pahalı.

Kahvaltımızı yapıp öğlene doğru toparlanma işlemini tamamladık. Lakta’ya nasıl gideceğimizi soralım derken bir sürprizle karşılaştık. Oraya arabayla gidemezsiniz ki! İki seçeneğiniz var, ya snowmobile ya da sizi özel bir araçla transfer edebiliriz. Transfer ücreti 395 SEK. Bir sonraki transfer saat 15:00’da.

Laktatjakko Transfer

Laktatjakko Transfer Aracı

Gideceğimiz araç biraz küçük olduğu için yanımıza tüm eşyalarımızı alamayacağımız söylendi. Bir gece geçirmek için gerekli malzemeleri ve tabii ki fotoğraf çantalarımızı yüklendik ve aracı bulmaya gittik. Araç paletli bir kar küreme aracı! Vay canına! Bizi 9 km mesafedeki Laktatjakko dağ kulübesine 1 saatte götürdü. Biraz şanssızdık, çünkü yolda hava bozmaya başladı.

Kulübenin içine girer girmez ayakkabılarımızı çıkarıp bize verilen terlikleri giyiyoruz. 10 yatakodalı, yemek salonu, şömineli bir oturma odası, ortak tuvalet, duş ve saunası ile küçük sıcacık bir dağ kulübesi. Tuvaletler biraz ilginç, dağa açılan kocaman bir borunun üzerine oturmak oldukça farklı, alttan üflemesi de cabası (yaşamak lazım).

Outside Laktatjakka Mountain Lodge

Hava kapalı olduğu için bu akşam çekim yapamadık. Saat 6 gibi dışarı çıkıp şansımızı denemedik değil, ancak dışarısı durulacak gibi değil, çok sert bir rüzgar yürümeye bile engel. Karanlık ve soğuk da eklenince kulübeye hızlı bir dönüş oldu. Akşamın özeti, şömine karşısında keyifli bir sohbet ve dilerseniz yanında sıcak şarap!

Sabah 4 gibi havanın açılabileceği haberini aldık, saatlerimizi kurup yattık, ancak uyandığımızda fırtınanın sesinden durumun pek değişmediğini anlayınca uyumaya devam. 8’de kalkıp kahvaltımızı yapıyoruz. Dağ kulübesinde kalmak için 300 SEK fark ödemiştik, ancak bu sefer kahvaltı da buna dahil.

Dönüşümüz saat 12:30’da. Araç şoförü ile biraz sohbet ediyoruz ve akşam yaşadığımız “acaba aşağıda mı kalsaydık, belki orda Kuzey Işıklarını görebilirdik” endişesini açıklığa kavuşturmak adına aşağıda gece havanın nasıl olduğunu soruyoruz. Kuzey Işıkları gerçekleşti, ancak aşağıda da hava kapalıymış. Birşey kaçırmadık!

Bu arada gölün neden çıtırdağını anlayamamıştık, ancak şoförden öğreniyoruz ki Mart 2006’da Daros Gray adlı bir dalışçı Tornetrask gölünde rekor denemesi yapmak istemiş ve 5 gün boyunca buzda delik açamadıkları için rekor denemesini iptal etmek durumunda kalmış. Buna ek olarak gündüz insanların yürüyerek ve snowmobile ile geçmesi güven verse de, İsveç’in 168 metre ile en derin ikinci gölü üzerinde durduk (çatırdıyor diyorum!).

Yolculuğa başlamadan şoföre mola verdiğinde fotoğraf çekmek istediğimizi söyledik. Şoförümüz iniş ve çıkışta 20 dakikada bir 2 kez mola verip, herşeyin yolunda olduğundan emin oluyor. O da ne? İkinci molamızda 4 ren geyiği ile karşılaşıyoruz ve onların fotoğrafını çekme şansımız oluyor (fotoğrafçı şansı).

Ren Geyikleri

Ren Geyikleri

İniş yolculuğunda bir İngiliz ile tanışıyoruz. O da Kuzey Işıklarını görmek için gelmiş, hatta 2 gece önce Kuzey Işıkları Fotoğraf Kitabı çıkaran Peter Rosen’in özel bir turuna katılmış. Çektiği fotoğrafları gösterdi, biz de aynı gece çektiklerimizi gösterdik. Peter Rosen’ın Tromso için çok nemli olması nedeniyle Aurora görme ihtimalinin daha düşük olduğunu ve Abisko’nun daha iyi bir seçenek olduğunu belirttiğini paylaştı. Yine de planımızdan sapmadık ve iner inmez yola koyulduk. (Peter Rosen Tromso konusunda haklıymış, ama gidip kendimiz görmeliydik)

Tahmin edeceğiniz gibi serinin devamında Tromso’dayız: Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 3. Bölüm: Tromso, Norveç

Önceki yazımda Kuzey Işıkları’na Hazırlık için gerekli bilgileri paylaşmıştım, okumadıysanız bir göz atmanızda fayda var: Kuzey Işıkları’na Hazırlık

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarinin-pesinde-2-bolum-abisko-isvec/feed/ 1 116
Kuzey Işıkları’na Hazırlık https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarina-hazirlik/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=kuzey-isiklarina-hazirlik https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarina-hazirlik/#comments Thu, 06 Oct 2016 23:58:48 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=80 7-17 Mart 2013 tarihlerinde Kuzey Işıklarını görmek ve fotoğraflamak için rotamızı İsveç ve Norveç’e çevirdik. Yaklaşık bir yıl öncesinden planlayıp uçak biletlerimizi almıştık, seyahatten 6 ay önce ise tüm rezervasyon ve planlamaları tamamlamıştık. Bu yazıda tüm tecrübelerimizi paylaşarak ihtiyacınız olabilecek her bilgiye yer vermeye çalıştım.

Neden bu seyahati çok önceden bu tarihler için planladığımıza gelmeden Kuzey Işıkları veya literatürdeki adıyla Aurora Borealis hakkında biraz bilgi verelim.

Kuzey Işıkları nedir?

Doğanın gökyüzünde yaşattığı bu renkli dans gösterisi nereden geliyor? Latincede ‘şafak’ anlamına gelen “Aurora”, Roma mitolojisinde şafak tanrıçasının ta kendisi. “Borealis” ise latincede ‘kuzey’ demek. Güney kutbundaki karşılığı ise Aurora Australis olarak adlandırılıyor, güney kutbunda çekim koşulları zorlaştığı için daha az biliniyor.

Bilim bu olayı Güneş fırtınaları sonucu Dünya’nın manyetik alanı ile buluşan elektronların kutuplara yakın bölgelerde atmosfere girmesi sonrası oksijen ve nitrojen atomlarını yükleyerek ışımalara neden olması olarak açıklıyor. En yaygın olan yeşil rengi atmosferde 100 km ile 200 km arasında bulunan oksijen atomları meydana getiriyor, 200 kilometrenin üzerindeki oksijen ise kırmızı rengi oluşturuyor. Öte yandan Nitrojen 100 km altında kırmızı, 100 kilometrenin üzerinde ise mavi tonlara dönüyor.

Solar Rüzgar

Kuzey Işıkları’nın gerçekleşme anı ile ilgili fikir vermesi açısından Instagram’da paylaşmak üzere 8 dakikada içinde çektiğim 50 karenin birleştirilmesi ile oluşturduğum 15 saniyelik video:

Hangi tarihlerde gidilmeli?

Tarih seçimine gelince. Güneşin 11 yıllık solar bir döngüsü var ve 11 yılda bir güneşteki aktivite maksimum seviyesine ulaşıyor. Bu aktivite ise Kuzey Işıklarının oluşma ihtimalini ve şiddetini arttırıyor. 2013 yılının başı 24. solar döngünün maksimum seviyesi olarak tahmin ediliyordu. Bu nedenle seyahat tarihini 2013 yılına planladık. Ancak NASA’nın 2013’teki tahminlerine göre 2013 başında henüz maksimum seviyeye ulaşılamadı, hatta maksimum seviyenin 2013 sonunda ve sonrasında 2015’te tekrar gerçekleşebileceği açıklandı ve öyle de oldu. 2016’nın da sonuna gelmemizle birlikte, aşağıdaki şekilden de görüleceği üzere ihtimal oldukça azalıyor. Fakat bu, kuzeye seyahat ettiğinizde Kuzey Işıklarını göremeyeceğiniz anlamına gelmiyor, ihtimal her zaman var. Diğer yandan, bundan sonraki en iyi dönemin 2023-2025 arasında gerçekleşeceğini söyleyebiliriz.

Solar Cycle 24 Prediction

Güneş döngüsü 23-24

Gidilecek yılı az çok belirledik veya en azından yılların önemi hakkında bir farkındalığımız oldu. Yıl içinde ise Kuzey Işıklarını görme olasılığının en yüksek olduğu zamanlar ekinoks dönemleri, Mart ve Eylül aylarında. Bu süreyi Şubat-Nisan ve Eylül-Kasım ayları arası olarak genişletebiliriz. Mart 2013’in iyi bir seçim olacağına böylece karar vermiş olduk.

Aurora Aylık Grafik

Kuzey Işıklarının aylara göre ortalama gerçekleşme dağılımı (1932-2007)

Nisan-Eylül ayları arasında geceler çok kısaldığı için görme ihtimali neredeyse yok. Aralık-Ocak aylarında ise Mart ve Ekim aylarına göre gerçekleşme oranı yarı yarıya. Ayrıca, Kasım-Şubat arasındaki dönem çok daha soğuk ve bölgelere göre değişmekle birlikte daha yağışlı, dolayısıyla kapalı. Seçeceğiniz şehir ve şehirlerin gitmeyi planladığınız aylarda yağış durumunu da göz önünde bulundurmanız önemli. Örneğin Tromso kuşağın tam ortasında yer almasına rağmen yılın büyük bölümünde hava kapalı, bunda fjordların ve nem’in büyük etkisi var. Diğer yandan Abisko, kuşağın merkezinin az dışında, ancak iç kesimlerde yer almasının etkisiyle gökyüzünün kapalı olması ihtimali bir nebze azalıyor.

Elbette bu olay sadece solar döngünün maksimum seviyesinde oluşmuyor. Gözle görülemese de bu doğa olayının zamanı veya kesin bir gerçekleşme yeri bulunmuyor, aslına bakarsanız her zaman gerçekleşiyor. Fakat gözle görülebilmesi için belirli bir şiddette gerçekleşmesi, gökyüzünün açık ve ortamın karanlık olması şart. Bu durum fotoğraf için de geçerli. Mümkün olduğunca karanlık bir yer seçimi yapılmalı. Şehir ışıklarından olabildiğince uzak olduğunuz bir yer, ek olarak gökyüzünde Ay’ın görünmemesini tavsiye ediyorum. Bu bilgiye istinaden ay takvimini de kontrol ettik ve 11 Mart 2013’te Yeni Ay’ın olduğunu görünce seyahat tarihlerimiz az çok netleşti. Kuzey Işıklarını görme ihtimalini yüksek tutmak adına en az 10 günlük bir süre tavsiye ediliyor. Unutmayın ihtimal o kadar da yüksek değil, gidip de görmemek de var!

Yıl seçimi için Güneş aktivitesi, Yıl içinde doğru aylar ve seçtiğiniz ayda Ay döngüsü için Ay takvimine bakarak zamanı belirledik. Yıl, ay, yeniayı içine alan bir dönemden sonra günlerin ve saatlerin de önemi başlıyor.

Günlük Aurora tahminlerini takip etmek çok önemli. Bunun için çeşitli kaynaklar var, biz University of Alaska Fairbanks’in günlük tahminlerini takip ettik. Bu sitede 20 gün sonrasına kadar 0-9 Kp arası Aurora tahminleri yer alıyor. Kp endeksi ne kadar yüksekse Aurora şiddeti o kadar yüksek. Bizim bulunduğumuz 7-17 Mart 2013 tarihleri arasında Aurora şiddeti 2-3 Kp arasından değişiyordu, 9 gibi bir şiddeti hayal bile edemiyoruz. Şiddetin ne önemi var derseniz, bulunduğunuz yerden (veya gitmeniz gereken yeri belirlemek için de diyebiliriz) Kuzey Işıklarını görme ihtimalinizi ve nasıl görünebileceğine dair bir fikir veriyor. Tabii verilen bu günlük tahmin gün içinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilir, gündüz gerçekleşmesi durumunda zaten gözle görülemeyecek, hatta unutmayın bu sadece bir tahmin, hiç gerçekleşmeyebilir de!

Günlük tahmini biliyorsanız sabah kalktığınızda akşam için planınızı yapmaya başlayabilirsiniz. Ama önce hava durumunu kontrol etmekte fayda var. Kuzey Işıklarını izleyeceğiniz bölgede havanın açık ve olabildiğince bulutsuz olması şart. Yağış varsa kaldığınız yerde şömineyi yakıp güzel bir akşam yemeğinin tadını çıkardıktan sonra saunada biraz rahatlamanızı tavsiye ediyorum. Diğer bir seçenek yakındaki şehirlerin hava durumlarını da kontrol edip arabayla gidilebilecek bir bölge tespit ettikten sonra yola koyulmak. Fakat kuzeyde yolların kar ve buzla kaplı olduğu bir dönemde gittiyseniz (bizim gibi), yolculuğun zorlaştığını, daha fazla dikkat gerektirdiğini, uzun bir çekim veya bekleyişin ardından geri dönüşün de yorucu olduğunu unutmamak lazım.

Günlük tahmin istediğimiz seviyede ve hava durumu da yanımızda olunca soğukta tüm gece beklemeli mi? Hayır! Bu durum için de yaklaşık bir saat sonrasına ait tahminleri veren sistemler devreye giriyor. Aurora Alert sayfasından önümüzdeki bir saat için 15’er dakikalık aralarla verilen tahminleri takip ediyoruz. Eğer tahminler 1’in altındaysa sıcak bir yerde beklemeye devam edin. Örnek değerler:

The Space Environment Center’s Neural Net Program estimates that . . .

in 9 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 1.33Quiet
in 24 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33Quiet
in 39 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33Quiet
in 54 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33Quiet

Yıllar, aylar, haftalar, günlerden sonra saat ve dakikalara dair de gerekli bilgileri verdim. Tarih seçiminizi yaparken sizi az çok nelerin beklediğini ve hayal kırıklığına uğrama ihtimalinizi bir nebze azaltacağını umuyorum.

Peki nereye gitmeli? 

Şehir seçimi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Aurora düşük şiddette gerçekleşse bile görülebilecek bir şehir olması. Bunun için günlük tahmin sitesindeki görsellere bakarak, gideceğiniz bölgenin hangi şiddetlerden itibaren yeşil kuşak içinde kalacağını kontrol edebilirsiniz. Tromso, Norveç 1 Kp şiddetinde bile bu kuşağın içindeyken, Abisko, İsveç için haritada görülen 3 Kp şiddetine yakın bir seviye daha uygun. Eğer bulunduğunuz bölge şekilde daha geniş olan yeşil çizginin içinde kalıyorsa, ufukta zayıf bir yeşil olarak bile olsa Kuzey Işıklarını görebilirsiniz (ama bu ufuktaki çizgi sizi tatmin eder mi bilemem, beni etmiyor). Hatta bir gün 9 şiddetine çıkarsa İstanbul’dan bile görülebilir, takipte olun! Kısacası yeşil kuşak (sadece dıştaki çizgi değil) içinde bulunmak için elinizden geleni yapın, çünkü şanslıysanız Kuzey Işıklarının gökyüzünde hemen üzerinde gerçekleşmesine tanık olabilirsiniz ve bu deneyim ufukta yeşil bir çizgi görmekten çok daha heyecan verici ve büyüleyici! Ben yaşadım.

Aurora Kp 3 (Europe)

3 Kp seviyesindeki kuşak (Avrupa)

Bu bilgiler ışığında İzlanda, İsveç ve Norveç’in kuzey bölümleri, Alaska, Canada, Finlandiya ve Rusya’nın kuzey bölgelerinin önerilen yerler arasında olduğunu söyleyebilirim.

Tüm bu bilgiler ışığında 3 farklı şehirde Kuzey Işıklarını görebilmek için bir planlama yaptık: Kiruna, Abisko ve Tromso. Tabii çok kolay olmadı, farklı şehir seçenekleri arasında zamanımızı, mesafeleri, yer durumlarını ve Kuzey Işıklarını görmek için uygunluklarını göz önüne alarak karar verdik. Gündüzleri de değerlendirmek için farklı etkinlikler ayarladık. Hazır oralara kadar gitmişken aktarma yapacağımız Stockholm’ü de gezmeden olmazdı.

Gitmeden birçok kaynaktan Kuzey Işıkları, fotoğraf çekim teknikleri, soğuğa karşı alınacak önlemler, bölge ve yanımıza alacaklarımız hakkında bilgi aldık.

Tavsiye ettiğimiz malzeme listesi:

  • GPS veya GPS özelliği olan bir telefon yolda çok işinize yarayacak
  • Araba şarj kitiniz varsa yanınızda bulunsun
  • Powerbank’lerinizi doldurun
  • Termos, soğukta beklerken sıcak çay/kahve içinizi ısıtacaktır. Bazen soğuk su da içmek isteyeceksiniz, şişelerde götürdüğünüzde kısa sürede donacağını unutmayın, bir termosta soğuk su da bulundurun (biz yapmadık, siz yapın)
  • Çarşaf, Nevresim takımı ve havlu. Kaldığımız tüm yerlerde kendi götürdüğümüz nevresimleri kullandık, yoksa ek ücret ödemeniz gerekiyor, bu hizmet maliyeti düşürmek adına oda fiyatından hariç tutulmuş
  • İlaçlarınızı alın, özellikle soğuk algınlığına karşı mutlaka birşeyler bulundurun

Kıyafetlere gelince;

  • Yün içlik veya Termal içlik (merino yünlü içlikler sizi daha sıcak tutacaktır ve buna gerçekten ihtiyacınız var)
  • Kalın çorap. Terletmemesine dikkat edin, yoksa soğuktan daha fazla etkilenebilirsiniz
  • Su geçirmeyen, soğuğa karşı iyi bir mont
  • Kar Pantolonu
  • Kar botu
  • Tozluk
  • Bere
  • 2 Çift eldiven, fotoğraf makinasını kullanmak ve ayarlarını değiştirebilmek için ince bir iç eldiven üzerine de soğuğa karşı ikinci bir eldivene ihtiyaç duyabilirsiniz. Fotoğraf makinenizi ayarlayabileceğiniz bir eldiven olsun.
  • Kar gözlüğü, sert rüzgarlarda çok işinize yarayacaktır. Genelde kar gözlükleri koyu renkli bir görüş sağlıyor, gündüz kayak yapılacağı düşüncesiyle tasarlanmış. Karanlıkta görüşünüzü kısıtlayacağını unutmayın, mümkün olduğunda açık renkli bir görüş sağlamasına dikkat edin.
  • Baff, yüzünüzü koruyacaktır
  • Büyük bir bavul, inanın kışlıklar çok yer kaplıyor

Fotoğraf için;

  • Fotoğraf makinası, tabii ki. Ben Canon 5D Mark II kullandım
  • Geniş açı bir lens, en az f/2.8 olması öneriliyor. Bende Canon EF 16-35 mm f/2.8L II USM vardı
  • Tripod mutlaka olmalı
  • Uzaktan kumanda, hatta varsa yedeğini de alın, kumandasız işiniz çok zor. Ben tepede yerimi değiştirirken kaybettim, Allahtan yedeğim vardı!
  • Yedek pil. 2 yedek pille gittim, ancak pil performansı beklediğimizin çok üzerindeydi, tek yedek pil bile yeterli
  • Şarj cihazı.
  • İsveç ve Norveç’te prizler Türkiye uyumluydu, ama farklı bir ülke tercih ederseniz adaptör ihtiyacını kontrol edin
  • Hafıza kartları. Günlük 32 GB olarak hesaplayıp, akşamları harddiske yedeklemeli ihtiyacımızı karşıladı
  • USB kart okuyucu
  • Kafa feneri, karanlıkta makina ayarlarını yapmanız için şart. Ancak birkaç kişi çekim yapıyorsa diğerlerinin ışık açtığınızda etkilenmeyeceğinden emin olun, karanlıkta geniş açı çekimlerde diğer fotoğrafçılar en ufak ışıktan etkilenebiliyor

Seyahat için;

  • Pasaport
  • Schengen vizesi (İsveç, Norveç)
  • Seyahat Sağlık Sigortası yaptırmayı ihmal etmeyin

vee yola koyulduk!

Bu serinin devamında seyahat hakkında daha fazla detay bulabilirsiniz:

Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 2. Bölüm: Abisko, İsveç
Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 3. Bölüm: Tromso, Norveç

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/kuzey-isiklarina-hazirlik/feed/ 2 80
Japonya Macerası https://yavuzgurcan.com/tr/japonya-macerasi/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=japonya-macerasi https://yavuzgurcan.com/tr/japonya-macerasi/#respond Tue, 25 Jan 2011 18:26:25 +0000 http://yavuzgurcan.com/?p=75 Neden Japonya? THY Smiles&Miles millerim yılbaşında yanacaktı, değerlendirmek istedim. Sonra biraz araştırma. Önce hangi ülkeler vize istemiyor ona baktım. Artık birçok ülkeye vizesiz gidebiliyorken, vize isteyen bir ülkeye gitmek istemedim. Gezmeye gideceğim bir ülkeye son altı aylık hesap işlemlerimin ve aldığım maaşın hesabını mı vermek. Neyse uzatmadan, seçenekler arasında Afrika (Fas-Cezayir, Mısır) Avrupa (Makedonya-Arnavutluk, Hırvatistan, Rusya) ve Asya (Dubai, Tayland, Japonya) vardı. Brezilya, Arjantin ve Küba da kulağa hoş geliyor. Kış şartları ve diğer ülkelerin nispeten daha yakın olması Japonya sonucunu doğurdu. Bir de 15 Aralık tarihine kadar Tokyo uçuşlarında %25 Mil indirimi vardı. Bu da 50.000 yerine 37.500 mil demek oluyor. Benim ne kadar milim vardı? 40.000! Süper bir seçim yapmışım

Gitmeden önce ilk fikir “spontan!” olmaktı. Plansız dertsiz tasasız gidip gezeyim diyordum (iyiki öyle yapmamışım!). Spontan ama nelerin fotoğrafını çekebilirim diye bir önaraştırma başlattım. Derken, fotoğrafını çekmek istediğim yerlerin tamamını gezmek için plan yapma ihtiyacı doğdu. Çünkü sadece 7 günüm vardı. Araştırma büyüdü ve her şeyi planlamış oldum.

Eski pasaporttan kurtulmak için Çipli Pasaporta başvurdum. Internetten Perşembe için randevu aldım, Emniyete gittim ve Pasaportum adresime Pazartesi geldi. Devlet’ten o zamana kadar aldığım en iyi hizmetti diyebilirim.

Tabii ki gidiş-dönüş uçak bileti. En önemlisi de 1 haftalık izin
Yanıma 80.000 Yen aldım. Her ihtimale karşı biraz Euro, TL ve kredi kartım.

Öncelikle Japonya çok pahalı. Özellikle Ulaşım cep yakıyor. Metro ve Otobüs tarifeleri 160 Yen’den başlıyor. Şehirlerarası Ulaşım için en cazip seçenek olan Hızlı Trenlerin bilet fiyatları Japonları bile düşündürüyor. Fakat Japon Demiryolları turistler için özel bir Paso çıkarmış: JR Pass (http://www.japanrailpass.net/). Dikkat edilmesi gereken husus, bu paso için Exchange Order sadece Japonya dışından satın alınabiliyor. Türkiye’de Harbiye’de bulunan bir turizm firmasından satın alabilirsiniz. Telefonla görüşüp Mail Order ile aldım, adresime 2 günde geldi. 7-14-21 günlük seçenekleri var. 28.300 Yen’e 7 günlük bir paso aldım. Japonya’ya gidince havaalanında elinizdeki Exchange Order belgesi ile JR Pass belgesini alıp gezmeye koyulabilirsiniz. Birkaç istisna dışında JR’a ait tüm Şehirlerarası Trenleri ve varsa şehiriçinde JR Metro hatlarını başka hiçbir ücret ödemeden sınırsız kullanmak mümkün. Benim için ne kadar fark etti? Eğer JR Pass olmasaydı yaptığım yolculukların tutarı 66.020 Yen’den fazla olacaktı. Yapmak istediğiniz yolculukları planlamak için http://www.hyperdia.com/ adresi çok faydalı.

Kalınacak yerler için de http://www.hostelmania.com adresinden iki hostelde rezervasyon yaptım. Günlüğü 1800 Yen. Aslında Ryokan denilen bizim tabirimizle geleneksel Japon Hanları var. Kültürü daha fazla yaşayabilmek adına güzel olabilirdi, ama vakit dar olunca ayarlayamadım. Bir diğer seçenek de bir Tapınak’ta kalmak olabilirdi. Şu aslında ilginç görünmüştü http://www.shunkoin.com/ burada Budist rahiplerle Zen meditasyon turu ilginç olabilirdi. Bunun dışında en bilinen alternatif kapsül oteller. Bunu da bir gece denemekte fayda var. Ben deneyebildim mi? Hayır.

Bir diğer önemli konu ise cep telefonu. Japonya’da GSM altyapısı yerine CDMA teknolojisi kullanılıyor. Kullandığınız cep telefonunun CDMA desteği yoksa Japonya’da kapsama alanı dışında kalıyorsunuz. Eğer ihtiyacınız olacaksa, Akihabara’da cep telefonu kiralayan birkaç yer gördüm. Havaalanından da cep telefonu kiralayabilirsiniz. Gitmeden araştırmakta fayda var!

Yolculuk

7 Aralık Salı günü saat 15:00’da şirketten çıktım. Taksiyle Havaalanına. Bilet ve Kontroller derken bekleme salonuna girdim. Silme Japon! Uçakta Host ve Hostesler dışında bir Türk daha vardı. Dönelim bekleme salonuna, beklerken Japonya alıştırmaları başladı. Kola makinesinin önünde sıra oldu resmen, paraların şıngırtısı aralıksız devam etti. Japonyada abartısız 10 metrede bir içecek makinesi bulabilirsiniz. Sıcak-soğuk çeşitli içecekler var. Bizim makineler biraz basit kalıyor onlarınkiler yanında, ama Japonlar idare ettiler işte.

Sonra bindik uçağa. İlk defa uzun mesafe uçuyorum, ama THY’yi bu konuda takdir ettim. Gidiş 11,5 saat, dönüş 12,5 saat, ama 3 saatlik otobüs yolculuğuna değişmem (fiyat parametresini göz önünde bulundurmayarak!). Terlik, tek kullanımlık diş fırçası-macunu, göz bandı, kulak tıkacı ve battaniye dağıtılıyor. Önünüzde bir Multimedia ekran var, birçok film, dizi, müzik ve oyun bulunuyor. Filmler arasında Avatar ve The Inception bile vardı (Taner, müzikler arasında da Mavi’nin albümü vardı!). İstediğinizi başlatıp kafanıza göre takılmak mümkün. İkramlar da gayet iyi, ardı arkası kesilmiyor. (Millerle bedavaya uçtum ya, reklam yapıyorum )

Giderken yanıma iki Japon kız oturdu. 4 Üniversite öğrencisi Türkiye’ye turla gezmeye gelmişler. Kapadokya çok hoşlarına gitmiş. Çok ilginç ses efektleri verebiliyorlar. Japonya’ya ilk defa gittiğimi öğrenince birbirlerine dönüp ilkini çıkardılar. Sonra gideceğim yerler hakkında bilgi verdiler. Nerede ne yenecek, nerelere gidilebilir vs. İngilizceleri idare ederdi, söylediklerini yazmalarını da istedim. Önce Japonca sonra Latin harflerle yazıp yanına da resimlerini çizdiler. Latin harflerle yazma konusunda biraz zayıflar, ama okunabiliyor.

İstanbul’dan 17:50’de kalkan uçak Tokyo’ya 12:30’da indi. Pasaport kontrolü sırasına geçtim. Sırayı yönlendiren bir adam vardı, sen şuraya geç, sen o sıraya. Bu tür insanları başka yerlerde görmek de mümkün. Bizim gibi sıra olmasını bilmeyen bir millet için de faydalı olabilir. Pasaport kontrolde iki işaret parmağınızın izi alınıyor ve bir fotoğrafınız çekiliyor. Sonra çantamı aldım ve bir gümrük araması oldu, derken işim bitti. JR Pass’ımı aldım ve Narita Havaalanından Tokyo’ya gidebilmem için tren biletimi verdiler. Narita Express ile 1 saatlik bir yolculuk (80 km, biraz yavaş bir başlangıç) ve Tokyo’ya geldim. Planda önce Kyoto vardı, ama Tokyo’dan Kyoto’ya geçip Hostel’e yerleşmeden önce Akihabara’dan Fotoğraf makinası için bellek almaya gittim. Çok fotoğraf çekerim diye 2 adet 8 GB’lık hafıza kartı edindim. Akihabara (Electric Town olarak da bilinir) Tokyo’da aralarında Duty-Free de olan elektronik mağazaların bulunduğu bir bölge. Fakat Japonya elektronik ürünler konusunda pek ucuz değil. Japon malı ürünleri dahi Avrupa’dan uygun fiyata bulamazsınız. Bunda çeşitli etkenler var. Yen’in son zamanlarda değer kazanmasından dolayı olduğunu söyleyenler olsa da, en büyük etkenler kültürel. Japonya’da bahşiş kabul edilmiyor. Kimse pazarlık yapmıyor. Parası olan almak istediği ürünü gidip alıyor, nerde daha ucuz araştırmıyor. Bir de iyi kazanıyor olsalar gerek. Böyle olunca da fiyatlar düşmüyor tabii.

Kyoto

Japonya’nın (gördüğüm) en geleneksel şehri. İlk gün Hostel’e yerleşip küçük bir şehir turu yaptım. Hostel’im Gion bölgesine komşu olunca bu bölgeden başladım. Gion bölgesi Geyşa görebileceğiniz tek yer. Lafı geçmişken Geyşalar hakkında da biraz bilgi vermekte fayda var. Düşünülenin aksine Geyşalar hayat kadını değildir. 2. Dünya savaşında Japon hayat kadınları kendilerini Amerikan askerlerine Geyşa olarak tanıtıp geçinmeye çalışmışlar. Bu nedenle yabancılarda böyle bir izlenim var. Geyşa’lar bir nevi eğlendirici olarak tanımlanabilir. Akşam yemeğinde konuklarına eşlik ediyorlar. Gelen misafire yemek ikramı ve çay seramonisi yapmanın yanı sıra, hoş bir sohbetle eşlik ederek, şiir okuyarak, dans ederek ve çaldıkları bir enstrüman eşliğinde şarkı söyleyerek iyi vakit geçirmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Bunları yapabilmek için de uzun ve kimisi için yıldırıcı bir eğitimden geçtikleri söyleniyor. Bu eğitime 18-20 yaşları arasında başladıkları ve Geyşa olmadan önce Maiko olarak adlandırıldıklarını da belirtelim. Ben de gerçek bir Geyşa görebilmek ve belki fotoğraflayabilmek adına bu bölgede biraz (epey) gezindim. Tabii bir Geyşa’yla yemek yemek de güzel olabilirdi, ama maalesef sadece belli bir kesimin bunu yapabildiği veya bu kesimden birisinin size referans olması gerektiği söylendiği için aklımdan bile geçiremedim. Ayrıca biraz pahalıya patlayabilir. Fotoğraflarını çekememiş olsam da Kyoto’da 3 Geyşa görebildim.

Ertesi gün Hostel’den bir bisiklet kiraladım ve elimde harita Kyoto turuma başladım. Yol üstü sokakta tadımlık ikramlarda bulunan bir dükkanın önünde durdum. Dükkanlarda genelde satılan ürünler küçük parçalar halinde ikram ediliyor, bazılarının girişinde çay kahve ikramı da yapılıyor. Buradan biraz Yatsuhashi aldıktan sonra yoluma devam ediyorum. İlk durak Kiyomizu-dera Tapınağı.

Tapınağa çıkarken yol üzerinde birçok hediyelik eşya dükkanı ve yerel lezzetleri tadabileceğiniz mekanlar var. Yelpaze satan dükkanlar kesinlikle fotoğraf çekmenize izin vermiyor. Kiyomizu-dera tapınağı bir dağın eteğinde kurulu. Büyük tahta bir terası var. Rivayete göre bu terastan atlayıp kurtulanın dileği kabul oluyor, ama ben ordayken atlayan olmadı . Tapınakta değişik dua kağıtları satılıyor ve birkaç çeşme var. İnsanlar ellerini yıkayıp dua ediyor. Sonra da eğilip selam veriyorlar ve iki kez ellerini çırpıyorlar. Japonyada birçok yerde olduğu gibi burada da üniformalı öğrenci ve öğrenci grupları görmek mümkün. Haftasonları bile bu şekilde geziniyorlar.

Kiyomizu-dera’dan ayrılıp Nijo Kalesine doğru yola koyuldum. Bir yandan güneş var, ama ilginç bir şekilde yağmur da çiseliyor. Elde şemsiye bisiklet üstünde turuma devam ediyorum, arasıra da durup haritayı kontrol etmekte fayda var tabii. Neyse kaleye geldim, girişinde bisiklet parkı var! Günlüğü 300 Yen. İlginç buldum ve bisikletimi buraya park ettim. Polis izin verilen yerlerin dışında bırakılan bisikletleri dolaşıp topluyor, bir de bisikletten olmayalım. Şansıma o gün kampanya varmış, adam elime bir harita tutuşturdu, bugün buradaki parklara bisikletini bedava park edebilirsin dedi. Dedim Allah razı olsun, bisikletin günlük kirası zaten 1000 yen.

Kalenin hemen önünde ellerinde kağıtlar 3 kadın. İngilizce bilmiyorlardı ama Hiroshima’da atom bombasının atılmasıyla yaşanan felaket tekrar yaşanmasın diye imza topluyorlardı. Ben de attım imzamı, karşılığında da hediye olarak hareketli bir origami verdiler.

Sonunda girdim kaleye, girişten de İngilizce rehber cihaz aldım. Önce Ninomaru sarayını gezdim. Buranın girişinde ayakkabılarınızı çıkarmanız isteniyor ve her ziyaretçiye terlik veriliyor. Saraydan çıktıktan sonra bahçede tura devam ettim. Bir öğrenci elinde kitap bana yaklaşıp İngilizce bir şeyler okumaya başladı, çat pat İngilizcesiyle. Falanca okulda okuyorum, öğretmenim ödev olarak bir turistle fotoğraf çektirmemizi istedi, beraber fotoğraf çekilebilir miyiz? Dedim hayhay, yani Hai! Hai!.

Havanın yavaş yavaş kararmaya başlamasıyla mavi saatleri kaçırmamak üzere son durağım olan Kinkaku- ji tapınağına doğru yola koyuldum. Kinkaku-ji tapınağının duvarları altın kaplama, bir göletin ortasında ve fazla yaklaşmanıza izin verilmiyor. Ziyaret saatleri 5’te sona eriyor, bu yüzden mavi saatler için biraz erken oldu. Zaten tripod ile çekim yapılmasına izin verilmiyor, anca kenardaki çitlerden destek alarak net bir kare elde edilebiliyor. Mavi saatleri yakalayamayınca burada daha çok HDR’ye yönelik farklı pozlamalarla çekim yaptım.

8’de bisikleti teslim etmem gerekiyordu. Giderken hiç kaybolmamıştım, ama dönerken yolumu şaşırdım, ucu ucuna yetiştim 8’e. 8 saatlik bir bisiklet turu ve aralarda yürüyüşler biraz yorucu oldu tabii. Ama yetmedi üstüne 4 saat daha gezindim şehirde. İlk akşam çayhane adında bir mekan görmüştüm, onu tekrar bulmaya gittim. Adı çayhane, Japon (yeşil) olur Türk (siyah) olur çay içer miyim diye gittim, ama sadece hediyelik eşya satılıyor. Kasadaki kıza mekanın sahibi olup olmadığını sordum, değilim dedi. Sahibi Türk mü dedim. Yok, Japon dedi, ama bir süre Türkiye’de yaşamış. Mekanın adının Türkçe olduğunu biliyordu en azından. 12 saatlik yorucu bir gezintinin ardından Hostel’e döndüm. Ertesi gün erken kalkıp Hiroshima’ya geçmeyi planlıyorum.

Hiroshima

Kyoto’dan Hiroşima’ya doğrudan giden bir tren yok, en azından JR Pass ile binebileceklerimiz arasında. Osaka’da aktarma yapmak gerekiyor. Aktarma yaptığım trenin ilk istasyonu Osaka olunca binmek için önce temizlenmesini bekliyorum. Japonlar ciddi anlamda temizlik hastası. Sokakta tek bir çöp göremezsiniz, ama ağız maskesi takan birçok Japon görebilirsiniz. Hasta olduklarından değil, sadece hastalık kapmak istemediklerinden. Yanlarında fazladan maske bile taşıyorlar. Sürekli de takmıyorlar, arasıra takıp çıkardıklarına şahit olabilirsiniz. Trenler de kalkmadan 15 dakika kadar önce gelip her seferden önce temizleniyor ve bakımları yapılıyor. Kalkmadan 2-3 dakika önce binmenize izin veriliyor, yani temizlik biter bitmez.

İlk istasyonda yanım boş, ama sonraki istasyonda yanıma yaşlıca bir Japon amca oturdu. Ben de elimde Japonya kitapçığımı karıştırıyorum. Çantasını aldı, bir kağıt çıkardı, bir şeyler çizmeye başladı. İngilizce bilmiyordu, ben de Japonca bilmiyorum. Evet, 7 gün boyunca Japonca Konichiwa ve Arrigato olmak üzere iki kelime ile yetindim, ki Konichiwa’yı da pek kullanmadım. Teşekkür etmek yetiyor anlayacağınız. Bir yere girince eğilip selam vermek biraz da tebessüm yeterli oluyor. Sonra da Arrigato diyerek teşekkür edip çıkıyorum. Neyse, Japon amcadan birkaç kelime daha öğrendim. Fuji dağını biliyoruz, Fuji-sa, yani sa dağ demekmiş. Sonra o-cha yeşil çay. Yolculuk sırasında gezdiğim yerlerde çektiğim fotoğrafları da gösterdim. nitekim bir istasyonda dışarıdaki bir Kaleyi gösterip fotoğrafını çekebileceğimi işaret etti. Hatta birkaç poz almam için beni yerimden kaldırıp yardımcı oldu. Bir ara kartvizitini verdi, Takuma Goami – Representative Director and CEO of SUN-A Corporation. Sonra Hiroshima’ya geldik. Beraber indik trenden istasyondan çıkıyoruz. Dedi Miyajima’ya mı gideceksin? Yok, dedim, Hiroşima Barış müzesine (bunun Japonca adını not almıştım – tamam Türkçe, İngilizce veya Japonca bir iletişim yok ama anlaşabiliyoruz işte, bunlar altyazılar!). Tamam dedi gel. Ben de önaraştırmamı yapmışım, kırmızı otobüslerden birine binip oraya gidebileceğimi biliyorum, otobüslerin yerini tarif edecek diye beklerken adamı bir bayan karşıladı. O da İngilizce bilmiyor, ama dediler seni A- Dome’a bırakalım. Bu nazik davetlerini teşekkür ederek kabul ettim. Yolda aralarında konuşurlarken ben de arkada Hiroshima’dan ilk izlenimlerle birlikte birkaç fotoğraf çekiyorum. Derken amcamız bir şeyler işaret etmeye başladı, baktım bir kale. Arabada giderken birkaç poz aldım, kalenin bir yanından döndük, derken diğer yanından, sonra durduk. Dedim herhalde geldik, iniyoruz, ama eşyaları alma sadece fotoğraf makinesini al dediler. Sırf Kalenin birkaç pozunu alayım diye etrafında dönüp bir süre durduk ve yolumuzu uzattık. Ardından da beni A-dome’a bıraktılar. Ben de kendilerine nezaketlerinden ötürü teşekkür ettim ve ayrıldık. Böylece Japon misafirperverliğinin bir örneğini de yaşamış oldum.

A-Dome, A-Bomb Dome, Atomic Bomb Dome ya da orijinal adıyla Genbaku Domu; atom bombasının infilak ettiği noktanın hemen altında ve çevrede kalan tek tük binadan bir tanesi. UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesine alınan bu bina, Hiroşima’ya atılan atom bombası sonucunda hayatını kaybedenlerin anısına bir anıt görevi görüyor. Buradan T-köprüsü denilen köprünün üzerinden geçerek Barış Müzesi Parkına geçiyorum. Girişinde her sabah saat 8:15’te çalarak yeniden Hiroşima’lar yaşanmaması için Dünya’ya ilk defa atom bombasının atıldığı saati hatırlatan Saat kulesini görebilirsiniz. Sonrasında Park’ta Barış Çanı’nı ziyaret ettim. Çan Yunan Büyükelçiliği tarafından Park’a armağan edilmiş, üzerinde ülke sınırları olmayan bir dünya haritası ve Socrates’in “Kendini Bil” sözü yer alıyor. Çana tokmağın vurulduğu noktada Atom ve Hidrojen bombalarına karşı Atom Enerjisi sembolü diğer tarafında ise çanı çalan insanın kalbi sembolize edilmiş. Tüm dünya uluslarının gerçek barış içinde yaşaması ümidiyle, çanı çalarak sesini tüm kalplere duyurmanız öneriliyor. Ben de çaldım elbet! Ben Parkı gezerken başlarında bir öğretmenle birlikte bir öğrenci grubu da vardı, onlar da beraber fotoğraf çektirmek istedi, kırmadım. Ben de onların bir pozunu aldım. Japonların standart poz verme şekli, gayet de şirin duruyor.

Parkta ayrıca Atom bombası nedeniyle hayatını kaybeden çocukların anısına bir anıt ve tüm atom bombaları imha edilene kadar yanmaya devam edecek Barış ateşini görmek mümkün. Fotoğraflardan da görülebileceği gibi Hiroshima gayet yemyeşil. Şehrin her bir yanında Sonbaharda yaprakları kıpkırmızı olan ağaçların yanı sıra özenle budanmış yemyeşil ağaçları görebilirsiniz. Atom bombası atıldığında Hiroşima’da 75 yıl boyunca ot bitmeyeceği söylenmiş. Hatta bazı arkadaşların (ismini vermek istemiyorum: Serkan) ilkokul öğretmenleri de bu bilgiyi ısrarla veriyormuş (80’ler). Fakat ot bitmek bir yana, atom bombası atıldığında küle dönen bazı ağaçlar bile tekrar yeşererek Hibakusha’lara (Atom bombasından etkilenerek hastalanan insanlar) umut ışığı olmuş. Gittim bizzat gördüm!

Japonya genel olarak çok pahalı, ama Hiroşima Barış Müzesinde giriş sadece 50 Yen. Park ve Müze ile sadece Atom bombası gerçeği ve sonuçları hakkında farkındalık yaratıp insanları bilinçlendirmeyi amaçlamışlar. Herhangi bir ticari amaç güdülmemesi hoşuma gitti. Müzede kronolojik olarak atom bombasının neden geliştirildiği, neden Hiroşima’ya atıldığı, öncesinde, atılma anı, ve sonrasında neler olduğuyla ilgili çok detaylı bilgi veriliyor. Atom bombasının geride bıraktıkları izlerin yer aldığı birçok eşya hikayeleri ile birlikte sergileniyor. En az 3 saatinizi ayırmanızı tavsiye ederim.

Gün batımına yaklaşırken müzeden ayrılıp Miyajima adasına doğru yola koyuluyorum. Kısa bir yürüyüş, tramvay, sonra metro ardından feribotla adaya geçiyorum, ama hava kararmaya başlıyor. İçimde mavi saatleri kaçırıyor olabileceğime dair bir sıkıntı. Gelgit sırasında Miyajima adasında bulunan Itsukushima Tapınağına ait torii’nin (kapı – geçit) ayakları sular altında kalıyor. Gitmeden gelgit saatlerini de öğrendim. Öğlen ve gece 12’de su med (yüksek) seviyede, akşam 6’da ise cezir (alçak) seviyede. Gidecek olursanız bunu http://tbone.biol.sc.edu/tide/tideshow.cgi sitesinden de sorgulayabilirsiniz. Adaya sürekli ve üstelik karşılıklı feribot gidip-geliyor, 5-10 dakika sürüyor ve JR Pass ile ücretsiz. Feribottan inip torii’ye doğru hızlıca yürümeye başladım. Kaldırımda bir sürü Japon geyiği ağaçların altına yayılmış. Tripodumu kurup torii’nin fotoğraflarını çekmeye başladım. Baktım geyiklerden birisi benim çantaları yemeye başladı. Aldım çantaları başka yere ama nafile! Neyse yanımda bisküvi vardı onu verdim, bisküvilerle de yetinmedi hayvan paketini de yedi. Sonra tekrar çantalara sardı. Hayvanı itip kakmak da istemiyorum, kutsaldır neyim. Tapınaktan Budist rahipler samuray kılıçlarıyla çıkagelip beni biçmesinler sonra! O kadar insan arasından da gelip beni bulması.. Şans işte. Neyse, birkaç fotoğraf çektim, suların da çekilmeye başlaması ile insanlar torii’nin yanına kadar gidip fotoğraf çekmeye başladılar. Ben de indim tabii. Biraz çamurlu, ama batmıyor insan. Yakınına gidince iyi bir kare alabilmek için geniş açılı bir lens gerekiyor. Bende var mı? Yok. Ama sizin aklınızda olsun!

Günbatımına yetişip birkaç kare almanın sevinciyle adadan ayrılıp tekrar Hiroshima’ya döndüm. Uçaktaki Japon kızlar Hiroşimayı duyunca bir heyecan bir yemek ismi yazdılar listeme, ama listeyi Kyoto’da Hostel’de unutmuşum. O kadar meşhursa kime sorsam bilir, birisine sorar yerim dedim. Birkaç dükkana sordum, İngilizce bilen yok, birisi dedi dur, falanca İngilizce biliyor çağıralım gelsin. Ona sordum çok meşhur bir Hiroşima yemeği varmış, nedir? Tatlı mı yemek mi derken, birkaç bir şey saydı ama çok Hiroşima’ya özgü bir yemek tavsiyesi veremedi. Daha sonra Kyoto’da başka insanlarla konuşurken Hiroşima’da okonomiyaki yemedin mi dediler. Hiroşimalılar dışında herkesin dilinde, bir heyecanla Hiroşima hakkında ilk dedikleri şey! Her yerde Okonomiyaki yiyebilirsiniz, ama Hiroşima’da oraya özgü bir yapılış şekli varmış, Hiroşima’ya gitmişken tatmanızı tavsiye ederim.

Fukuoka

Fazla da geç olmadan Hiroşima’dan Hızlı trenle Fukuoka’ya doğru yola koyuldum. İstasyonun adı Hakata. Japonya dört ana adadan oluşuyor: Hokkaido, Honşu, Şikoku ve Küşü. Fukuoka’ya gidene kadar hep Honşu adasındaydım, böylece batıda yer alan Küşü adasına da geçmiş oldum. Fukuoka aslında planda yoktu, ama Kyoto’da İspanyol bir çocuk, ki ısrarla benim İspanyol olmadığıma inanmakta güçlük çekti, tavsiye etti. Aslında sadece bir Onsen’e gitmek istiyordum. Japonya’da volkanik hareketlilik söz konusu, aktif yanardağlar var. Bunlar da Onsen denilen volkanik Japon kaplıcalarını oluşturmuş. Üç günlük bir koşuşturmacanın ardından kendimi bir Onsene atıp bir gün mola vermenin iyi olacağını düşündüm.

Fukuoka’ya akşam ulaşınca biran önce Hostel’i bulup check-in yapmam gerekiyordu. Fukuoka, Kyoto ve Hiroşima’ya nazaran çok daha hareketli geldi, ama ilk defa çevrenin pek tekin olmadığını hissettim. Gezindiğim bölgeden dolayı da olabilir. Biraz zor da olsa Hostel’i bulabildim. Odayı ayarladım ama maillerimi kontrol etmek için internete ihtiyacım vardı. Hostelde aslında internet olmalıydı, ama o gün bir sorun varmış. Resepsiyondaki eleman bir internet cafe önerdi, hatta arayıp sordu. Telefonda uzun bir süre “Hai! Hai! Hai!” dedikten sonra, bana dönüp cafe’de internet kullanabilmek için Japonya’da bir adresim olması gerektiği ama elemanlarla konuştuğunu pasaportumla da giriş yapabileceğimi anlattı. Gittim mekana, girişte bir resepsiyon, iki eleman duruyor ve İngilizce bilmiyorlar. Ama bizim hosteldeki eleman telefonda durumu açıkladığı için konuya çok yabancı değiller. Dedim internete bağlayın beni. A-B-C tipleri var dedi elemanlar, hangisini istersin. Farkları ne diye sordum. Önce fiyat farkından bahsettiler. 390-490-590 Yen açılış ücretleri sonra yarım saatte bir 100 Yen ekleniyor yanlış hatırlamıyorsam (bir de Türkiye’de en pahalı interneti kullanıyoruz diyoruz), ama ücretsiz içecek ikramı var. Peki dedim, ama farkı ne bu tiplerin, hız mıdır, nedir olay? Anlatamayınca, gel dedi eleman gezdireyim. İçeri girdik, loş ışık, büyük bir salon, ve birkaç sıra raf var. Bir internet cafeden çok karanlık bir kütüphane izlenimi bırakıyor insanda. Raflarda sayısız manga, dvd vs. vardı. Neyse Türkiye’de de görmeye alışkın olduğumuz yanyana 3-4 bilgisayarın durduğu bir alanı gösterdi eleman. Bunlar A tipiymiş. Sonra devam ettik, eleman bir sürgü kapı açtı, içerde bir masa, kocaman deri koltuk, bir bilgisayar, bir televizyon al sana internete girmek için özel bir oda! Böylece B-tipini de görmüş oldum. A’dan B’ye böylesi bir geçiş sonrasında C-tipinde nasıl bir hizmet sunduklarını merak etmeye başlamadım değil. Ama baştan söylemeliyim, biraz hayal kırıklığına uğradım. C-tipinin B’den tek farkı o kocaman deri koltuk yerine yer minderine oturmanız! Böylece Japonya’daki internet cafe konseptini de görmüş oldum.

Ertesi sabah onsene gitmek üzere yola koyuldum. Otobüse bindim, ilginç bir şekilde ücret binerken değil inerken ödeniyor. Ön tarafta elektronik bir pano var, bindiğiniz durakta en düşük ücreti gösteren alanda, ki bu 140 Yen, indiğinizde ne kadar yazıyorsa o kadar ödeyip iniyorsunuz. Tabii elemanlar binerken ve inerken bir şey okutuyorlar, bizdeki Akbil’in baya bir gelişmişi olsa gerek, nitekim Akbil daha ziyade KGS görevi görüyor, oysa elemanlar gayet OGS modunda ilerliyor. Panodaki ücret de birkaç durakta bir 40 Yen artıyor. Gittiğiniz kadar ödediğiniz güzel bir sistem.

Geldik son durağa, okyanusun dibinde inip onseni buldum. Girişte bir şemsiyelik, ama numaralı-kilitli, o derece. Japonların ilginç bir şemsiye kültürü var. Tokyo’da da bir alışveriş merkezinin önünde şemsiye poşetleyici vardı. Şemsiyeyi kapatıp makineye sokup çekince poşetleniyor. Onsenin girişinde ayakkabıyı çıkarmak gerekiyor, ayakkabıyla basılabilen yer bir basamak alçakta kalıyor. Sonra resepsiyondan bir anahtar alıp ayakkabılığa kilitliyorsunuz ayakkabınızı. Resepsiyonda iki hatun vardı, birisi orta yaşlarında diğeri genç. İkisi de İngilizce bilmiyor. Fakat turistler için bir çeviri hazırlanmış, alt alta birkaç cümlenin çevirisi var, hem Japoncası yazıyor hem de inglizcesi. Hatun bakıp anlatmak istediklerini sırasıyla gösterip okutuyor size. Ama çeviriyi hazırlayan arkadaşın İngilizcesi pek iyi sayılmaz, tense’leri çalışması lazım biraz, neyse ben çözdüm genel olarak. Giriş 700 Yen, saunayı da kullanmak isterseniz 1400 Yen oluyor. Bana bir bohça verip soyunma odasını gösterdiler. Bohçadan iki havlu bir de pijama çıktı. Onsene çıplak giriliyor, ama erkek-kadın ayrı tabii. Benim dışımda yabancı olmayınca onca Japon arasında biraz sırıttım. Soyunduktan sonra yıkanıp sonra isterseniz biraz saunaya girebilirsiniz. Onsendeki suda çeşitli mineraller var, gittiğiniz onsene göre farklılık gösteriyor. Hepsinin farklı farklı işlevleri olduğu söyleniyor. Kayalık bir havuzun içine sürekli su akıyor. Benim onsenin bir de okyanus manzarası vardı. Aralık olmasına rağmen dışarıdaki onsene girdim. Su zaten sıcak sadece hava biraz soğuk. Onsenden çıktıktan sonra pijamaları giyip mekanı biraz turladım. Konsept odalar yapmışlar. Birisinde yerde hasır var isteyen yere uzanıyor (inanılmaz keyifli) diğer bir seçenek altıgen kapsüller. Kapsülün altı mermer, içine uzanabiliyorsunuz. Bir yandan da sobanın çıtırtısı ve zen müziği geliyor. Japonlar yanlarında okumak için birşeyler getirmiş, cumartesi gününü orda geçiriyorlar. Başka bir odaya geçtim, biraz daha serin, yerde uzanmanız için kocaman deri bir yastık var. Birkaç farklı oda daha vardı. Birisinde de dvd alabiliyorsunuz. Deri koltukta kendi ekranınızda istediğinizi izleyebilir veya televizyona takılabilirsiniz. Keyifli bir gün geçirmek için birebir.

Öğlen oldu, acıktım artık. Restorana indim. Vitrinde birkaç çeşit yemek var. Neyse oturdum ve Sashimi söyledim, çiğ balık salatası, güzeldi.

Kyoto

Bir gün Fukuoka’da dinlendikten sonra, tekrar Kyoto’ya döndüm. Kyoto’da son olarak Fushimi-Inari tapınağını ziyaret edip Tokyo’ya geçicem, bir yandan da Geyşa görme ihtimalimi yükseltme çabasındayım. Fushimi-Inari bir dağın eteğinde binlerce torii’den oluşuyor. Torii’lerin Japonya’nın birçok şirketinden hediye olarak geldiğini okudum, üzerlerinde de şirketin adı yazıyormuş (sanki hepsinin üzerinde aynı şey yazıyor). Torii’lerin oluşturduğu tünellerde yürüyerek aralarda çeşitli tapınaklar görebilirsiniz. Tam bir tur attım, tahminim 4.2 km mesafe yürüdüğüm yönünde. Fotoğraf çekmek için süper bir yer, keşke fotoğrafları biraz daha aşağıdan çekseymişim, o açıdan çok daha iyi görünüyor. Tünellerde gezinirken tesadüfen bir fotoğrafçı grubu ile karşılaştım. 5-6 kişi ve bir model! Kimono içinde Japon bir kız ve elinde bir şemsiye. Kaçak 2 poz aldım, sonra bir poz için izin istedim. Fotoğrafçılardan birisi diğerine dönüp bir poz işaret etti, bir şeyler söyledi, sonra bana dönüp eliyle işaret ederek bir poz alabilirsin dedi (İngilizce değil, tahmin edersiniz). Bunun üzerine model de bana gülümseyerek poz verdi. Tek poz şansım olduğu için biraz heyecanlandım sanırım, tam denklanşöre basarken monopodu hafif oynattım ve makinayı titrettim. Poz da biraz bulanık çıktı doğal olarak. Biraz üzüldüm kareye ama olsun. Artık son durak olan Tokyo’ya gitme vakti.

Tokyo

Tokyo’da Pazar günü Harajuku çevresinde gençler değişik kıyafetlerle gelip poz veriyor, o nedenle gidip birkaç fotoğraf çekmek istedim. Ama yetişemedim. Hızlı tren düşündüğümden biraz geç ulaştı Tokyo’ya. Yolda bir ara tüm trenler durup bekledi. Hostelde bir süredir Japonya’da olan gençler bahsetmişti, zaman zaman Japonlar trenlerin önüne atlayıp intihar ediyormuş. Malum intihar oranı biraz yüksek. Böyle olunca tren bir süre duruyor, nerden baksanız yarım saat, ama ilginç yanı yine de zamanında ulaşabiliyormuş bir sonraki istasyona. Bunun içinde normalde gittiği hızdan daha hızlı gitmesi gerekiyor, yapabiliyor demek ki. Ama benim durumda bir kaza olmuş sanırım, ve bir saat kadar gecikti.

Tokyo için son iki günümü ayırmıştım, ama metroyla durak durak gezmek dışında pek bir şey yapamadım, sürekli yağmur yağdı. Tokyo Towers’a gittim. Eiffel kulesinden esinlenerek yapılmış. 150 metre ve 250 metre olmak üzere iki katı var. 360 derece tüm Tokyo ayaklarınızı altında. Fakat hava muhalefeti nedeniyle çok iyi fotoğraflar çıkmadı. Dışarıdan da bir elde şemsiye kulenin bir pozunu alabildim sadece.

Sonra okonomiyaki yemek için bir mekan aradım. Birkaç mekana sordum, ama yapmıyorlarmış, birisi tarif etti nerede bulabileceğimi. Buldum mekanı, akşam 10’dan sonra olunca benim dışımda müşteri yok, aşçı vardı sadece. Mekan kendin pişir kendin ye tarzı. Masaların ortasında bir ızgara. Aşçı sadece malzemeleri getiriyor, ama ben yabancı olduğum için benim için yemeği de pişirdi. Elemanın İngilizcesi vardı, bir süre meksika’da ve almanya’da aşçılık yapmış. Yaptığı okonomiyakinin Hiroşima’dakinden çok farklı olduğunu söyledi. İçinde yumurta sebzeler biraz et ve deniz ürünü vardı. Tek müşteri olduğum için çubukla yemesini de gösterdi, biraz pratik yapma fırsatım oldu.

Son gün sabah Tokyo’daki Tsukiji Balık Pazarına gitmeyi planlıyordum. Dünyanın en büyük balık pazarı olduğu söyleniyor, meşhur turistik yerler arasında. Sabahın erken saatlerinde gidilmesi öneriliyor, yunusların açık arttırmaları oluyormuş. Fakat bazı turistler işin suyunu çıkardığı için artık sadece Japonlara açık olduğunu söylediler. Turistleri uyarmışlar, ama pek laftan anlamıyorlarmış. Öte yandan Japonları uyarınca söz dinledikleri söyleniyor. Açık arttırmaya izin yok, üstüne hava yağmurlu ve inanılmaz yorgunum o yüzden gitmedim. Bu arada en taze sushiyi Tsukiji civarında bulabileceğiniz söyleniyor.

Böylece bir Japonya macerasının sonuna geldim. Biraz detay anlatmaya çalıştım. İlk yazım olması nedeniyle biraz acemilik de var elbet. Ne kadar anlatsam boş gerçi, yaşamak lazım! Planlayıp da yapamadığım çok şey var, bir daha gitmek isterim. Gidecek olursanız hakkını vermek açısından en az 2 haftanızı vermelisiniz. Sonbaharda kıpkırmızı yapraklı ağaçlar ve ilk baharda ağaçlar çiçek açtığı sırada gitmek güzel olabilir. Nisan ayında halka açık Geyşa gösterileri de oluyormuş. Japonya’yı herkesin bir kere gezip görmesinde fayda var.

Japonlarla ilgili birkaç özellik saymak gerekirse:

inanılmaz saygılılar. Bu bazı hareketlerine de yansımış durumda. Elleriyle bir şey alıp verirken iki ellerini de kullanıyorlar. Selamlamak için eğiliyorlar. Hatta posterlerde bile eğilen resimleri var, bir posterde eğilen köpek bile gördüm! Trenlerdeki görevliler vagona giriş ve çıkışlarda yolculara dönüp mutlaka selam veriyorlar.

Çok fazla İngilizce konuşmuyorlar,
genel olarak çekingenler. Üstüne İngilizce de bilmiyorlarsa sizi görmezden gelebiliyorlar. Ama yaklaşıp bir şey sorarsanız güleryüzlü karşılı verip yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve güvendesiniz. Japonya dünyanın en güvenli ülkelerinden birisi olarak biliniyor

4-14 Aralık arası 10 günün bilançosu:

2 kıta (Asya, Avrupa)
2 ülke (Türkiye, Japonya)
3 ada (Honşu, Küşü, Miyajima)
6 şehir (İstanbul, Konya, Tokyo, Kyoto, Hiroşima, Fukuoka) uçakla 20.298 km
shinkansen hızlı trenleriyle 2.530 km
kyotoda bisikletle 8.2+ km
feribotla 4.4 km
uzunca yürüyüşler
ve 980 kare

Harcamalarım:

79.999 Yen nakit harcama (1 Yeni hatıra olarak sakladım:)
382,07 TL uçuşun vergisi
28.300 Yen (524 TL) – 7 günlük JR Pass
360 TL – 10 yıllık Pasaport

]]>
https://yavuzgurcan.com/tr/japonya-macerasi/feed/ 0 75