heartbeat-control domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131nimble-builder domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131customizr alan adı için çeviri yüklemesi çok erken tetiklendi. Bu genellikle eklenti veya temadaki bazı kodların çok erken çalıştığının bir göstergesidir. Çeviriler init eyleminde veya daha sonra yüklenmelidir. Ayrıntılı bilgi almak için lütfen WordPress hata ayıklama bölümüne bakın. (Bu ileti 6.7.0 sürümünde eklendi.) in /home/yavuzg5/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131360 derece fotoğraf ve video oluşturmak için farklı yöntemler var. Bir önceki yazım Gezegen 360 – iOS’ta bir gezegeni nasıl yaratabiliriz? üzerineydi. Gelen olumlu geribildirimler ve Android ile ilgili sorular üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacı oluştu. RollWorld uygulamasının Android versiyonu henüz yok. Muadil uygulamaları incelediğimizde Planetical açık ara öne çıktı. Aslında Planetical uygulamasının iOS versiyonu da var, ancak Google Plus’ta ücretsizken App Store’da ücretli. Ayrıca, RollWorld uygulamasında video özelliği satın alınabiliyorken, Planetical uygulamasında video desteği bulunmuyor. Bu durum iOS versiyonunda farklı mı bilmiyorum.
Planetical uygulamasını kurduktan sonra bir fotoğraf seçip kurcalamaya başlayabilirsiniz. Bazı fotoğraflar güzel sonuç vermezken, bazıları beklediğinizden daha iyi bir hale gelebiliyor. Fotoğraf seçimi sırasında dikkat edilebilecek birkaç husus:
Uygulamayı ilk açtığınızda açılış sayfasında mevcut fotoğraflarınız arasında seçmek veya yeni bir fotoğraf çekmek üzere iki buton ile karşılaşacaksınız:
Fotoğraf çekmeyi tercih ederseniz sonucu canlı olarak görebilirsiniz. Mevcut fotoğraflarım arasından bu yazı için alttaki fotoğrafı seçtim:
Diyeceksiniz ki, hani fotoğrafın sağ ve sol kenarları birbirine mümkün olduğunca benzer olacaktı. Ancak bazı fotoğraflarda bu farklılık ince ayarlar sırasında nispeten kaybedilebiliyor.
Fotoğrafı seçtikten sonra çıkan ekranda fotoğrafı kırpmak mümkün:
Ben fotoğrafı kırpmadan tümünü seçtim ve ayarları yaptım. Ayarları göstermek adına ekran görüntülerini paylaşıyorum. Ayarların detayına girmeyeceğim, biraz deneyerek hangilerini kullanmak istediğinizi rahatlıkla bulabilirsiniz.
Artık siz de ilk denemelerinizi yapıp Instagram’da paylaşıma başlayabilirsiniz. @gezegen360 hesabını takip edin ve gezegeninizi Instagram’da #gezegen360 ile paylaşın, genişleyen galaksimize katılın! Hergün takipçilerimizin paylaşımlarından seçtiğimiz bir veya daha fazla gönderiyi yörüngeye alıyoruz.
Sonuç:
]]>360 derece fotoğraf ve video oluşturmak için farklı yöntemler var. Benim bu aralar favorim RollWorld iOS uygulaması. Uygulamayı ücretsiz indirip fotoğraflarınızdan kendi gezegenlerinizin fotoğraflarını yaratmaya başlayabilirsiniz.Uygulamanın Türkçe desteği de var. Gezegeninizi video olarak kaydetmek isterseniz bu özelliği ayrıca satın almanız gerekiyor.
Uygulamayı kurduktan sonra bir fotoğraf seçip kurcalamaya başlayabilirsiniz. Bazı fotoğraflar güzel sonuç vermezken, bazıları beklediğinizden daha iyi bir hale gelebiliyor. Fotoğraf seçimi sırasında dikkat edilebilecek birkaç husus:
Uygulamayı ilk açtığınızda açılış sayfasında bir ‘+’ işareti görünecek:
İşte ona dokunduğunuzda Fotoğraf, Video veya Kamera seçenekleri görünecek:
Kamera’yı seçtiğinizde sonucunu anında görebileceğiniz bir fotoğraf veya video çekebilirsiniz. Fotoğrafla ilerlediğimizde telefondan bir fotoğraf seçip bir ince ayara geçiyoruz. Bu yazı için bir fotoğraf seçtim:
Diyeceksiniz ki, hani fotoğrafın sağ ve sol kenarları birbirine mümkün olduğunca benzer olacaktı. Neden öyle olmasını önerdiğim için güzel bir örnek:
Bazı fotoğraflarda bu uçları bir araya getirmek zor ve belirgin izler oluşabilirken, bu fotoğrafta birkaç ayarla düzeltebildim. Ayarları göstermek adına ekran görüntülerini paylaşıyorum, her birinin detayına girmeyeceğim, biraz deneyerek hangilerini kullanmak istediğinizi rahatlıkla bulabilirsiniz.
Artık siz de ilk denemelerinizi yapıp Instagram’da paylaşıma başlayabilirsiniz. @gezegen360 hesabını takip edin ve gezegeninizi Instagram’da #gezegen360 ile paylaşın, genişleyen galaksimize katılın! Hergün takipçilerimizin paylaşımlarından seçtiğimiz bir gönderiyi yörüngeye alıyoruz.
Sonuç:
]]>

Venedik Karnavalı
Yaklaşan Venedik karnavalı ile ilgili sorular artınca hazır bazı detayları toparlamışken bu yazıyı kaleme almanın tam da zamanı. 2015’te 4 günlüğüne deneyimleme şansı bulduğum karnaval ile ilgili özellikle fotoğrafla ilgilenen okuyucular için birkaç tüyoya yer verdim.
Venedik Karnavalı her yıl Şubat ayında İtalya’nın Venedik şehrinde gerçekleşiyor. Yıldan yıla tarihleri farklılık göstermekle birlikte 2017’de 11-28 Şubat tarihleri arasında gerçekleşeceği açıklandı. Önümüzdeki yıllarda gidecek olursanız biletlerinizi almadan önce tarihleri kontrol etmenizde yarar var.
Venedik Karnavalı’nın en bilinen ve dikkat çekici unsuru elbetteki maskeler ve kostümler. Çevredeki birçok mağazada maske ve kostümler satılıyor. 5 Euro’dan başlayan fabrikasyon maskelerden yüzlerce Euro’luk özel tasarımlara kadar birçok seçenek bulabilirsiniz. Bu mağazaların çoğunda fotoğraf çekmek yasakken, Stanley Kubrick’in yönettiği başrollerini Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın paylaştığı Eyes Wide Shut filminde kullanılan maskeleri tasarlayan Venedik’in en eski maske tasarım atölyelerinden Ca’ Macana’daki etkileyici maskeleri fotoğraflamanıza izin veriliyor. Ca’ Macana’da sergilenen maske satın alabileceğiniz gibi atölyesine katılıp kendi maskenizi de yapabilirsiniz.
Karnaval zamanı sokaklarda maske ve kostümler içindeki turistlere ek olarak özellikle bu etkinlik için hazırlanmış model ve sanatçılara rastlayabilirsiniz. Bu modellerin etrafında genelde birkaç fotoğrafçı, hatta bazen bir fotoğrafçı ordusu olabiliyor, onlara yanaşıp hemen çekime başlayabilirsiniz. Benim gibi az tecrübeli fotoğrafçılar için bir yandan profesyonellerin yönlendirdiği modelleri çekmek ve bu konuda tecrübe kazanmak için oldukça iyi bir fırsat. Kendiniz de modelleri yönlendirebilir, belirli bir noktaya geçmelerini, yönlerini değiştirmelerini veya belirli bir pozu vermelerini isteyebilirsiniz. Benim izlenimim çoğunun aralarında Fransızca konuştuğu yönünde, genelde İngilizce biliyorlar, Almanca konuşanlarına rastladım, İtalyanca bilenleri vardı.
Doğru zamanda iyi fotoğraflar yakalamak için gidecekseniz sabah çok erken kalkıp gündoğumundan 1-1.5 saat önce San Marco meydanına gitmenizi öneririm, yani 6:00 gibi yola koyulmak gerekiyor (11 Şubat 2017 için gündoğumu 7:18, sabah mavi saatleri 6:21-7:01 görünüyor). Meydana vardığınızda zaten kalabalık fotoğrafçı gruplarını ve patlayan flaşları göreceksiniz. Modeller ağırlıklı olarak Biblioteca Nazionale Marciana, Palazzo Ducale ve Lagün (deniz kenarı) arasında kalan bölgede toplanıyor.
Fotoğraf çekmek için herhangi bir izin almanız veya para ödemeniz gerekmiyor. Modellere çektiğiniz fotoğrafları göndermek ve iletişimde kalmak isterseniz yaklaşıp kartlarını isteyebilirsiniz. Bazı modeller çekim sırasında özellikle kartlarını verip fotoğraflarını göndermenizi rica ediyor. Bu şekilde 10 kartvizitle döndüm.
Güneş’in kendini göstermesi ile birlikte turist akınına uğrayan sokaklarda başlayan selfie çılgınlığı ile birlikte modelleri tek başına yakalamak zorlaşıyor. En iyi zamanlar gündoğumu öncesi, gökyüzünün masmavi olduğu mavi saatler ve gündoğumunun hemen sonrası. Öğlene doğru iyice sertleşen günışığı ile birlikte fotoğraf çekimleri gölgelerin ağırlıklı olduğu ve meşhur kanallardaki gondolları da içine alabilen ara sokaklara kayıyor.
Her sabah San Marco meydanına erkenden gitmekle birlikte bir gün ara sokakları keşfetmek için dolaşırken tesadüfen modellerin Arsenali di Venezia’da toplandığını gördüm. Gündoğumundan yaklaşık 1 saat sonra San Marco meydanından yavaşça uzaklaşan modelleri takip ederek de nasıl bir rota izlediklerini öğrenebilirsiniz.
Tesadüfen bulduğum bir diğer mekan ise bir sahaf, Libreria Acqua Alta. İçerisinde duvardan duvara raflarla birlikte, gondollara ve kayıklara dizilmiş yüzlerce eski kitap ve dergi bulabileceğiniz bu yerin arkada açıklık bir kısmında kitaplardan bir merdiven de vardı ben gittiğimde. Son fotoğraflara baktığımda bu açıklık bölümün biraz değiştiğini ama popüleritesini kaybetmediğini gördüm. Sahibi İtalyanca, Almanca, Fransızca ve İngilizce konuşabiliyor. Almanca kısa bir sohbetten sonra dükkan sahibinin beni yönlendirdiği açık bölüm boşken, şansımın yaver gitmesiyle 5 dakika sonra bir fotoğrafçı modeli ile birlikte 2 dakikalığına gelince ben de güzel bir kare çıkarabildim.
Bu arada gündoğumu öncesi ve sonrasında da maskelerin ardında kalan gözleri biraz aydınlatmak adına flaşlı çekim yapmanız, varsa fotoğraf makinesinin kendi flaşı yerine tepe flaşı kullanmanız gerekir.
Hava genel olarak benim yanımda ve güneşliydi, ancak yağmura hazırlıklı gitmenizi öneririm. Bir diğer önemli ayrıntı ise nadiren de olsa Venedik’te yağmur ve gelgitle birlikte su seviyesinin zaman zaman artması. Evlerin ve otellerin giriş katlarında su seviyesinin ne kadar yükselebildiğini gösteren bir çizgi görebilirsiniz, diz boyu diyebilirim. Bunun için de 5-10 Euro’ya satılan ve ayakkabınızın üzerine geçirebildiğiniz naylon çizmelerden almanızı öneririm. Suyun yükselmesi ile ilgili detaylı bilgiye Venedik Belediyesi‘nin sitesinden ulaşabilirsiniz.
İtalya’ya gidip de makarna ve pizza yemeden olmaz! Orada yemek için özellikle tavsiye edeceğim bir mekan yok. Genelde konuştuğum İtalyanlar da Venedik’in turistik olduğunu ve yemek açısından İtalya’ya göre nispeten daha kalitesiz olduğu yönünde. Fakat, hediyelik veya evde yapmak için makarna almak isterseniz Pastificio Giacomo Rizzo’dan paket makarnaların dışında taze makarna kestirmenizi öneririm. İsteğinize göre ve istediğiniz miktarda hemen gözününüz önünde kesilen hamuru 3 gün içinde tüketmeniz öneriliyor. Paket makarnadan farklı olarak fazla kaynatmadan 1-2 dakika ısıtıp dilediğiniz sosla tüketebilirsiniz.
Konaklamayı da mümkün olduğunca erken ayarlamanızda fayda var, karnaval zamanı yer bulmak zorlaşıyor. Casa Fornaretto’da kalmıştım, kötü değildi, fakat resepsiyonu ayrı bir binada yer alıyor. Otel seçenekleri dışında airbnb benzeri sitelerden sadece fiyat olarak değil, sağladığı koşullar açısından da daha cazip daireler bulabileceğinizi düşünüyorum.
Seyahat öncesi 2014’te çektiği Venedik fotoğraflarına hayran kaldığım Güneş Demir’den bol bol tavsiye almıştım, yazıdaki bazı detaylarda onun payı çok. Çok teşekkürler Güneş! 
Tarihin çeşitli dönemlerinde Müslüman ve Gayrimüslimlerin yaşadığı Sille, Konya’nın Selçuklu ilçesine bağlı. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın ve zamanınız varsa yarım gününüzü ayırın. Okuduğum kaynaklarda kahvaltısının da güzel olduğuna değinmişler, fakat deneme fırsatım olmadı. Ekim’de güneşli bir havada gezmiş olsam da fotoğraf için her mevsim güzel ve farklı olabileceğini düşünüyorum.
İlk durağımız Tarihi Hamam, biraz araştırdım fakat adından emin olamadım, tahminim Tarihi Subaşı Hamam’ı olduğu yönünde. Ancak Ak Hamam veya Çarşı Merkez Hamamı da olabilir.
Rehberimiz sayesinde girişini bulup içine girdik, girişi biraz gizlenmiş durumda. Kubbeleri ve kubbelerdeki delikler çok iyi fotoğraf veriyor. Rehberimiz hazırlık yaptırmış ve ağaç dallarını tutuşturarak ışık hüzmelerinin belirginleşmesini sağladı, mükemmel oldu.
Hamamdan çıktıktan sonra plan Aya Eleni Kilisesi’ne gitmekti, ama zamanımız dar olunca Şeytan Geçidi seçeneği daha ağır bastı. Şeytan Geçidi’ne giderken Kilisenin önünden geçtik, hatta bisikletlileri yakaladık.
Şeytan Geçidi de atlanmaması gereken bir nokta, Konya’nın mini kanyonu. 2-3 gönüllü tırmanıp poz verdi bize.
Şeytan Geçidi’ne yürürken bölgeden çıkarılan ve mimarisinde de oldukça yer edinmiş olan Sille Taşı’nı da görüyoruz. Ancak bence çok daha etkileyici olan, fakat zaman darlığı nedeniyle gezemediğimiz Aya Eleni Kilise’si ve Sille Mezarlığı’ndaki mezar taşları. Yolum Konya’dan tekrar geçtiğinde tekrar uğramak için fırsat kollayacağım.
]]>Tromso Norveç’in kuzeyinde Dünya’da nüfusu 50.000 üzerinde olan en kuzeydeki yerleşim noktası. Kuzey Işıkları kuşağının merkezinde yer alan Tromso’yu 2007’de Galatasaray ile karşılaşması nedeniyle duymuş olabilirsiniz. Aralık ayında ortalama 15 gün yağış almakla birlikte hiç güneş görmüyor. Bizim gittiğimiz Mart ayında ise ortalama 12 gün yağış alıyor. Havanın açık olduğu bir zamana denk gelirseniz Kuzey Işıkları’nı görme ihtimaliniz yüksek.
Norveç sınırı Björkliden’den sadece 30 km, sınırda hiç kontrol olmadığı için duraklamadan yolumuza devam ediyoruz. Norveç’te muhteşem manzaralarla karşılaşıyoruz, ancak gidiş-geliş tek şerit olan yollarda İsveç’tekinden farklı olarak park alanları daha az sıklıkta ve karlar temizlenmediği için durmamız mümkün değil. Biraz içimiz gidiyor. Fotoğraflayamasak da yolculuk boyunca manzaranın tadını çıkarıyoruz.
Björkliden-Tromso arası 260 km, kalacağımız yer Ersfjordbotn, Tromso’nun 20 km ilerisinde, toplamda 280 km yolu 5,5 saatte katettik. Kaldığımız ev 3 katlı, 2. katta Amerikan mutfak, yemek masası ve şömine, 2 yatak odası ve jakuzili banyo, dilerseniz balkona çıkıp etrafa bir göz atabilirsiniz. Üst katta deri koltuklarda oturup, geniş ekran LED TV veya kocaman penceresinden manzarayı seyredebilirsiniz. Bu katta da bir yatak odası ve duş var. Ev her anlamda sıcak, kendi eviniz gibi. Etrafta Kuzey ve Kuzey Işıklarına ilişkin çeşitli dergiler de bulabilirsiniz. WiFi de olunca eksik kalmıyor.
İlk akşam hava kapalı olduğu için evde kalıp yemek yemeye karar veriyoruz. Norveç’ten aldığımız somonlar, biraz roka salatası ve patates püresi ile şömine karşısında güzel bir akşam yemeğinin tadını çıkarıyoruz. Yorgunluk da olunca erkenden yatıyoruz.
Tromso ikinci gün de kapalı görünüyor. Ekipten Abisko’ya dönme sesleri yükselirken, Tromso’ya 71 km mesafede Nordkjosbotn’da hava açık görünüyor ve ekibi buraya gitmeye ikna ediyorum. Yolda giderken fotoğraf çekebileceğimiz bir yer arıyoruz, durabileceğimiz bir cep bulmak pek kolay değil. Nordkjosbotn’a varmadan bir cep buluyoruz, ama konum ve açı olarak yeterli değil.
Yola devam ediyoruz. Nordkjosbotn’u geçtikten hemen sonra çok uygun bir park alanı bulup yerleşiyoruz. Beklemeye başlıyoruz. Bu sırada birinde Hintlilerin diğerinde Avustralyalıların olduğu iki araba daha yanaşıyor. Amaç ortak, Kuzey Işıklarını görmek ve çekmek! Onlar da tripodlarını kurdu ve beklemeye başladı.
Biraz mavi saat fotoğrafı aldıktan sonra bekleyişe yine arabada devam ettik. Çok soğuk, öyle böyle değil. Gökyüzü açık, fakat uzakta olmamıza rağmen Tromso’nun üzerindeki bulutlar görünüyor ve şehir ışıkları nedeniyle bulutlar çok parlak. Ancak şansımız bu sefer yaver gitmiyor, hava açık, iyi bir konumdayız, ama Aurora gerçekleşmiyor ya da çok çok zayıf. Yaklaşık 1,5 saatlik zorlu bir dönüş yolu da bizi bekliyor. 18:30’dan 00:30’a kadar uzun bir bekleyişin ardından, 1 saat sonrasına ait tahminler 0-0.33 aralığında olunca umutlar tükendi, eve dönme zamanı.
Karlı ve buzlu yollara karanlık ve yorgunluk da eklenince yolculuk zorlaştı. Karşıdan TIR’lar geldiğinde kendimizi 5-10 saniye kadar bembeyaz bir kar bulutunun içinde buluyoruz.
Ertesi gün hava yine kapalı görünüyor. En azından gündüz gözü ile Tromso’yu gezelim istiyoruz. Biraz araştırdıktan sonra Planetaryum’a gitmeye karar veriyoruz. Planetrayum beklentimizi karşılamayınca (siz de boşuna gitmeyin) eve döndük.
Bu arada Tromso’da alkol alabileceğiniz 2 mağaza var sadece, onlardan biri Vinmonopolet. Burası da sadece iş günleri ve mesai saatlerinde açık. Ayrıca, Türkiye’den de oldukça pahalı. İsveç’te de durum çok farklı değil.
Yemekte taze somon var. Somonu pişirmeye hazır duruma getirdikten sonra, Aurora seviyesinin yükseldiğini fark ediyoruz. Somonları fırına atmadan, havanın açık olduğu bir yer bulup fotoğraf çekme şansı aramak üzere tekrar yola koyulduk. Bu sefer Nordkjosbotn da yağışlı görünüyor. Yine de aynı istikamete gidiyoruz. Karlı ve buzlu yollara tipi de eklenip, TIR’ların geçişinin görüşü zorlaştırması hatta yolculuğu tehlikeye sokması nedeniyle yarı yolda dönmeye karar veriyoruz.
Tromso’da neredeyse her evin bir kar küreme aracı var. Bazı evlerde çim biçme makinası tarzı küçük aletler varken, bazı evlerde daha büyük araçlar bulunuyor. Henry’de de Traktör büyüklüğünde bir araç vardı. İlk sabah uyanıp evsahibimiz Henry’nin evin önündeki karları temizlediğini görünce çok şaşırdık.
Ersfjordbotn’da evlerin çoğunun dışında somon kurutulduğu da dikkatimizi çekti. Büyük olasılıkla kuşlardan korumak için ağların içinde tutuyorlar. Evler ise ağırlıklı olarak kırmızı renkte, bu da yoğun kar yağışı sonrası evleri bulabilmek için olsa gerek.
2 gecenin ardından Tromso’da Kuzey Işıklarını hiç göremeden dönüşe geçiyoruz. Zaten gitmeden beklentimiz de düşmüştü. Tromso çok nemli olduğu için hava genelde kapalı, Aurora’nın hemen hemen her gün gerçekleştiği bir konumda yer almasına rağmen, görme ihtimali çok düşük.
Saat 11’de Kiruna’da kalacağımız Camp Alta’ya doğru yola koyuluyoruz. Bizi 7 saatlik bir yolculuk bekliyor.
Serinin devamında Kiruna’dayız..
]]>Abisko
Abisko İsveç’in kuzeyinde Tornetrask gölünün kıyısında 85 nüfuslu bir yerleşim yeri. Abisko Bilimsel Araştırma Merkezi ve Abisko Sky Station gibi kutup bölgeleri ve kuzey ışıkları üzerine araştırma yapan merkezlere ev sahipliği yapıyor.
1. GÜN – İstanbul’dan Abisko’ya Geçiyoruz
7 Mart’ta İstanbul Sabiha Gökçen’den 10:40 uçuşuyla Stockholm’e uçtuk. 20 dakika erken inmenin avantajını kullanıp, 15:35 Kiruna uçuşu için bagajlarımızı teslim ettikten sonra güneşli (nadirdir) bir Stockholm’de bir kahve molası verdik. Kiruna uçuşu için güvenlik kontrolüne gittiğimizde küçük bir sürprizle karşılaştık, İstanbul Duty-Free’den aldıklarımızı kapalı poşette olmadığı için uçağa almamıza izin vermediler. Aldıklarımızı bırakmak durumunda kaldık. Bu işle biraz zaman kaybedince uçağa nefes nefese yetiştik, hatta isimlerimiz son çağrı için okunmuş.
Kiruna’ya vardığımızda şirin bir havaalanı ile karşılaştık. Uçak kapının hemen yanına durdu diyebiliriz ve iner inmez fotoğraf çekmeye başladık, başlangıç sıcaklığı (ya da soğukluğu) -9 derece. Kapıdan girer girmez bavullarımızı beklemeye başladık. Araba kiraladığımız Hertz ofisi de hemen karşımızdaydı. Bagajları alır almaz arabayı teslim aldık, sadece anahtarı aslında. Arabanın yerini tarif ettiler ve arabayı hareket ettirmeden önce fişini çekip kabloyu yanımıza almamız söylendi. Arabanın fişi de neydi? Açıkcası görene kadar bize birşey ifade etmedi. Park alanında tüm arabaların önünde bir priz var ve arabaya takılan bir kabloyla araba çalışmadığı zaman arabanın içini ısıtan basit bir mekanizma kurulmuş. Soğuk nedeniyle araba kısa sürede kar ve buzla kaplanınca böyle bir çözüm bulmuş olmalılar (zaman zaman bunu bir ürün haline getirip İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde satmayı düşünmedim değil). Arabamız Volvo V50 SW, Station Wagon olmasına rağmen 3 kişinin bagajıyla sadece 3 kişilik yer kaldı (daha kalabalık gidecek olursanız, daha büyük bir araca ihtiyacınız olacak).
Temkinli bir şekilde yola koyulduk, yollar neredeyse tamamen kar ve buzla kaplıydı, rüzgar da cabası. Yolun üzerinde rüzgarın karları uçuşturması biraz ürkütücü bir görüntü. Yer yer kardan dolayı görüşümüzü tamamen kaybettik, ama İsveçliler daha tecrübeli olunca bizi sollamayan kalmadı. İlk hedefimiz Björkliden’de kalacağımız Hotel Fjällby’a varmak. Björkliden Abisko’dan 10 km sonra, Kiruna’ya 113 km mesafede. GPS’le kolay bir şekilde bulduk. Haritaların yüklü olduğu bir GPS’iniz yoksa, GPS’li bir cep telefonu da işinizi görüyor. Ancak haritaları önceden yüklemediyseniz internete de ihtiyacınız var, önceden yüklemek oldukça iyi iş görüyor. Internet’e bağlanmak için İsveç’ten bir SIM kart almanız daha hesaplı, 70 SEK’e 1 GB internetiniz olacak.
Oteli bulup, Björkliden Fjällby / Kåppas Cabin Village, hemen check-in yaptık, Otelin resepsiyonundan kulübeye yürürken koşulların zorluğunu dışarıda da deneyimlemiş olduk. Sonunda 52 numaralı kulübemizi bulduk. Çok güzel bir manzarası ve konumu var (giderseniz bu kulübeyi özellikle isteyebilirsiniz).
Kulübe balkonundan dağın yamacındaki donmuş Tornetrask gölünü görüyorüz. Kuzey Işıkları başlasa balkondan bile görebileceğiz. Kulübenin içinde saunası ve mutfağı da var. Duşta elbise ve havlular için kurutma makinası bile düşünülmüş.
İlk aktivite saat 21:00’da 1 saatlik “Northernlights on Snowshoes tour”, ancak hava kapalı ve kar yağıyor. Durum böyle olunca ilk aktivitede 2 fire verdik. Bu arada, neredeyse tüm Kuzey Işıkları aktiviteleri ikinci bir aktivite ile birleştirilmiş. Kuzey Işıklarının gerçekleşme olasılığı birçok etkene bağlı olarak çok yüksek olmayınca aktivitelere başka bir boyut katarak hiçbir zaman iptal etmek durumunda kalmıyorlar. Snowmobile turu, köpekli kızak turu veya sami kültürünü tanıma gibi aktivitelerle destekleyerek aktiviteden boş ayrılmamanız sağlanıyor. Gel gelelim Kuzey Işıkları üzerine kurulmuş bu tür etkinlikleri tercih etmemenizi öneriyorum, çünkü bu etkinliklerin çoğunda Kuzey Işıklarını göremiyorsunuz. Onun yerine etkinlikleri gündüz yapın ve tadını çıkarın. Akşamları ise Kuzey Işıklarının peşine kendiniz düşün. Ayrıca etkinlik sırasında Kuzey Işıkları ortaya çıksa bile etkinlik süresi dolduğu için yarıda kesmeniz istenebilir. Üzülebilirsiniz, benden söylemesi. Nitekim “Northernlights on Snowshoes tour” oldu “Snowshoes tour”.
Snowshoes nedir derseniz, türkçesi hedik, karda batmadan yürümenize yardımcı oluyor. Herkes ayakkabısının üzerine giymeye başlamış bile. Rehberimiz hem hedikler hem de bölge hakkında bilgi veriyor. Hedikle yürümek çok da kolay değil, hızınızı düşürüyor, ancak karda, özellikle taze ve derin karda yürümenize olanak sağlıyor. Hediğin çıkış noktasının Amerikanın yerlileri olduğunu söylüyor rehber, karda avcılık yapabilmek için geliştirmişler. Avrupa’da hedikle birlikte sopa da kullananların olduğunu, ancak buna gerek olmadığını, hatta hedik zemine çok iyi tutunduğu ve avcılar avlanırken her iki ellerini de kullanmak istediklerinden normalde sopa kullanılmıyormuş (fotoğrafçılar onun yerine monopod kullanabilir).
Tepedeki ormanın içinde 1 saat kadar süren yürüyüşümüzü tamamlıyoruz. Hediklerle biraz zorlu olmasına rağmen, kara batmadık, ama yorucu bir başlangıç oldu. Yer yer sert rüzgar yedik, ama kıyafetler korudu, gözler dahil açık bir yerinizin kalmaması önemliymiş.
2. GÜN – Abisko’da Kuzey Işıkları
Ertesi gün kahvaltıyı otelde yapıyoruz, biraz pahalı (300 SEK) ancak ilk sabah hazırlıksız olacağımızı düşünerek önceden almıştık ve bir kere denemek de lazım. Manzara eşliğinde güzel bir açıkbüfe kahvaltı oldu, hatta biraz fazla gelince değerlendirmek için birer sandviç de hazırladık, öğle yemeğimiz de çıktı böylece, en azından niyetimiz öyleydi, ancak ertesi güne kaldı, o da başka bir hikaye.
Kahvaltı sonrası Abisko’da (Lapporten Stormaknad adında bir süpermarket bulup alışverişimizi yapıyoruz. Alışveriş sonrası planımız Abisko National Park’ı keşfetmekti. Girişindeki Abisko Touriststation’dan biraz bilgi aldık. Arabayla gidebileceğimiz bir alan olmadığını öğrenince ve yürümek iç
in de biraz uzak olunca planımızı değiştirdik. Önce karnımızı doyurmaya karar verdik. Fakat hazırladığımız sandviç yerine yol üzerinde gördüğümüz restorana gitmek daha cazip geldi. Biraz menüye bakındıktan sonra ekip hemen bitişiğindeki mağazaya dalıp biraz da kişisel alışveriş yaptı. Sonrasında dana etinden olduğunu öğrendiğimiz Hamburger menüsü çok cazip göründü ve iyi bir seçim oldu. Yolunuz düşerse Abisko MackaMat’a da uğramanızı tavsiye ediyoruz, tabi aradan zaman geçince orası Aurora Pub olmuş sanki, foursquare’deki Aurora Pub konumları neredeyse üst üste.
Restoranda masayı toplamak dahil herşey self-servis, bu kültür İsveç ve Norveç’in birçok yerinde var. Örneğin, benzinlikte benzini kendiniz dolduruyorsunuz, kaldığımız heryerde temizlik ücrete dahil değil, temiz bırakmanız, hatta temizleyip bulduğunuz gibi bırakmanız isteniyor, ya da ek olarak temizlik ücreti ödüyorsunuz. Hizmet sektörü pahalı!
Karnımızı güzelce doyurduk. Akşam fotoğraf çekmek için güzel bir yer belirlemek istiyoruz. Restorandan anayolun karşısında gölün hemen yanında karavanlar gördük. Nasıl gidileceğini öğrenip Tornetrask gölünün hemen yanına kadar gidip arabamızı park ettik ve donmuş gölün üzerinde gezinmeye başladık. Akşam nereye kurulacağımızı belirlemeye çalışırken gelip geçen insanları, snowmobile’ları ve manzarayı da çekmeyi ihmal etmiyoruz. Gölün üzerinde fotoğrafta yansıma alabilmek için çevresinde buzulların olduğu güzel bir nokta belirledik (ekipte çok iyi bir fotoğrafçı olmasının faydaları, ben değil Ali İhsan Gökçen).
Kuzey Işıklarını daha önce görmediğimiz için nereden ve nasıl görüneceği konusunda bir bilgimiz yok (tamam araştırdık da, hepsi teorik). Herhangi bir yerden başlaması durumuna karşı 360 derecelik bir açıya sahip bir nokta belirliyoruz. Öncesinde mavi saatlerde de fotoğraf çekmek istiyoruz, belki aynı anda Kuzey Işıklarını da görebiliriz umuduyla. Yalnız ufak bir aksilik yaşadık ve arabamız kara saplandı. Gün batımına 10-15 dk var. Kurtarmayı denedik ama olmadı, arabanın gövdesi yola oturmuş, çekilmesi laz
ım. Yardım istemek için benzinliğe yürüdük. Bu benzinlik yemek yediğimiz ve alışveriş yapılabilen yer (3’ü bir arada). Görevliye durumu anlattık. İlk tepkisi, “Cuma akşamı ve saat 6, işiniz çok zor” oldu (ifadeyi biraz yumuşatmış olabilirim, söylediğinde direk “sıçtınız” olarak algılamıştım). “Şimdi herkes işten çıkmış ve içmeye başlamıştır, kimseye ulaşamazsınız” dedi. Bildiği bir çekiciyi aradı ve konuştu. Çoktan saunaya girmiş ve birasını içmeye başlamış, gelmesi mümkün değil dedi. Birisini daha aradı ama ulaşamadı. “Tek şansınız var, cuma akşamı insanlar haftasonu için karavanlarını getiriyor, yoldan geçen arabaları durdurup yardım isteyin” dedi. Arabanın yanına döndük. Kimse yok, en iyisi hava kararmadan karavanları dolaşıp yardım rica etmekti. Bir yandan da Kuzey Işıkları heyecanı var. Tripodların başında beklemek varken, arabayı kurtarma operasyonundayız! Biz bununla uğraşırken kaçıralım istemiyoruz. Tam karavanlara doğru yürürken ilk kulübeden birisi çıktı. Durumu anlattık, yardım edebileceğini söyledi. Arabasını getirip çekme halatını bağladı. Başta araba hiç hareket etmedi, biraz umutlarımızı yitirmeye başlamıştık açıkcası. Uzun uğraşlar sonunda arabayı kurtarabildik. fakat bu tür durumlarda ne yapabileceğimizi öğrenmemiz gerek, arabayı kiralarken bize bu konuda bilgi vermediler. Sonradan Viking adlı bir şirkete ait 06000 numarasını arayabileceğimizi öğrendik, ama biraz masraflı olabileceği konusunda uyardılar. Sonuç olarak, arabayı teslim alırken kiralama şirketinden yardım konusunda detaylı bilgi istemeyi unutmayın.
En sonunda arabayı çıkarıp göle döndük. Biraz mavi saatler çekimi yapıp bir yandan da Aurora Alert sayfasından tahminleri takip ediyoruz. Önümüzdeki bir saat içinde bir hareket olmayacak, hava da soğuk olunca arabaya dönüp beklemek daha mantıklı geldi. Arabada beklerken ara ara tahminleri kontrol ediyoruz. 2 saat sonra, 22:15 için Aurora seviyesi 1’e çıkacak gibi görünüyor. Şansımızı denemek için göle dönme vakti. Gölde bizim dışımızda da fotoğrafçılar vardı, ancak hepsi gölün kenarına konuşlanmayı tercih etmiş (neden acaba??). Biz gölün ortasına doğru gidip daha önce belirlediğimiz noktaya kurulduk. Birkaç çekim yaptık ve gözle görülemese de uzun pozlamalarda ufukta bir yeşillik belirmeye başladı. Aha! Kuzey Işıkları başlıyor olmalı!
Çekime devam ediyoruz, ancak ilk yarım saatte Kuzey Işıklarının gözle görülemediği düşüncesi oluşmaya başladı bizde. Sonra durum değişti, kuşak büyümeye ve bize yaklaşmaya başladı! Heyecanımız artıyor!
Koşulları tekrar gözden geçirelim: Yabancı bir yerde donmuş gölün üzerindeyiz. Fotoğraf çekiyoruz, ama bir yandan da sesler geliyor. Bu bir çatırtı mı? Gölden mi geliyor?? Siz de duydunuz mu? Biraz ürkütücü (tamam en çok ben ürktüm kabul ediyorum). Ben ekipten ayrılıp daha kenara gitmeyi tercih ettim. Sonra ekip tamamen kenara geldi, ama yer yer göle indik yine de.
Kuzey Işıklarının gökyüzündeki görüntüsü inanılmazdı. Resmen üzerimizde gerçekleşiyor! Perde şeklinde hareket ediyor ve bazen yere doğru süzülüyor, fotoğraflarda biraz kırmızı ve mor bile yakaladık. Sürekli değişen bir hareket var. Bir yandan izliyoruz, bir yandan da seri çekimdeyiz: çek, bak, çek, bak. Bulb moddayız ve herkes içinden saniye sayıyor. Bu anı yaşamak ve fotoğraflamak bizim için büyük şanstı, herkesin en azından bir kere yaşaması gereken bir deneyim. Soğuktan elleri değiştirerek kablolu deklanşöre basıyoruz ve donmamak için az da olsa hareket ederek bu büyüleyici olayı izliyoruz. Öylesine kaptırmışız ki kendimizi, saate baktığımızda şaşırıyoruz: saat 2! Farkında bile değiliz. 4 saat boyunca muhteşem bir doğa olayı deneyimledik. “..ve -17 derece!”. Birkaç poz daha alıp zayıflayan ve gökyüzünü tamamen yeşile boyayıp hareketi duran Aurora’yı bırakıp kulübeye döndük. Yatmamız 3’ü buldu, kalk saati 8:30.
O akşamki Kuzey Işıkları performansından Instagram’da paylaşmak üzere 8 dakikada içinde çektiğim 50 karenin birleştirilmesi ile oluşturduğum 15 saniyelik video:
3. GÜN – Laktatjakko Dağ Evi
Sabah kalkar kalkmaz giyinip bir gün öncesinden sipariş ettiğimiz sıcak ekmekleri resepsiyondan alma vakti – evet böylesi süper bir hizmet var. Bir yandan toplarlanma da başladı, çünkü akşamı Lakta’daki Laktatjakko dağ evinde geçireceğiz. Kaldığımız otelde en az 3 gece konaklama yapıldığında çok az bir farkla 1 geceyi dağ evinde geçirme fırsatı vardı, normalde ayrıca rezervasyon yapıldığında biraz daha pahalı.
Kahvaltımızı yapıp öğlene doğru toparlanma işlemini tamamladık. Lakta’ya nasıl gideceğimizi soralım derken bir sürprizle karşılaştık. Oraya arabayla gidemezsiniz ki! İki seçeneğiniz var, ya snowmobile ya da sizi özel bir araçla transfer edebiliriz. Transfer ücreti 395 SEK. Bir sonraki transfer saat 15:00’da.
Gideceğimiz araç biraz küçük olduğu için yanımıza tüm eşyalarımızı alamayacağımız söylendi. Bir gece geçirmek için gerekli malzemeleri ve tabii ki fotoğraf çantalarımızı yüklendik ve aracı bulmaya gittik. Araç paletli bir kar küreme aracı! Vay canına! Bizi 9 km mesafedeki Laktatjakko dağ kulübesine 1 saatte götürdü. Biraz şanssızdık, çünkü yolda hava bozmaya başladı.
Kulübenin içine girer girmez ayakkabılarımızı çıkarıp bize verilen terlikleri giyiyoruz. 10 yatakodalı, yemek salonu, şömineli bir oturma odası, ortak tuvalet, duş ve saunası ile küçük sıcacık bir dağ kulübesi. Tuvaletler biraz ilginç, dağa açılan kocaman bir borunun üzerine oturmak oldukça farklı, alttan üflemesi de cabası (yaşamak lazım).
Hava kapalı olduğu için bu akşam çekim yapamadık. Saat 6 gibi dışarı çıkıp şansımızı denemedik değil, ancak dışarısı durulacak gibi değil, çok sert bir rüzgar yürümeye bile engel. Karanlık ve soğuk da eklenince kulübeye hızlı bir dönüş oldu. Akşamın özeti, şömine karşısında keyifli bir sohbet ve dilerseniz yanında sıcak şarap!
Sabah 4 gibi havanın açılabileceği haberini aldık, saatlerimizi kurup yattık, ancak uyandığımızda fırtınanın sesinden durumun pek değişmediğini anlayınca uyumaya devam. 8’de kalkıp kahvaltımızı yapıyoruz. Dağ kulübesinde kalmak için 300 SEK fark ödemiştik, ancak bu sefer kahvaltı da buna dahil.
Dönüşümüz saat 12:30’da. Araç şoförü ile biraz sohbet ediyoruz ve akşam yaşadığımız “acaba aşağıda mı kalsaydık, belki orda Kuzey Işıklarını görebilirdik” endişesini açıklığa kavuşturmak adına aşağıda gece havanın nasıl olduğunu soruyoruz. Kuzey Işıkları gerçekleşti, ancak aşağıda da hava kapalıymış. Birşey kaçırmadık!
Bu arada gölün neden çıtırdağını anlayamamıştık, ancak şoförden öğreniyoruz ki Mart 2006’da Daros Gray adlı bir dalışçı Tornetrask gölünde rekor denemesi yapmak istemiş ve 5 gün boyunca buzda delik açamadıkları için rekor denemesini iptal etmek durumunda kalmış. Buna ek olarak gündüz insanların yürüyerek ve snowmobile ile geçmesi güven verse de, İsveç’in 168 metre ile en derin ikinci gölü üzerinde durduk (çatırdıyor diyorum!).
Yolculuğa başlamadan şoföre mola verdiğinde fotoğraf çekmek istediğimizi söyledik. Şoförümüz iniş ve çıkışta 20 dakikada bir 2 kez mola verip, herşeyin yolunda olduğundan emin oluyor. O da ne? İkinci molamızda 4 ren geyiği ile karşılaşıyoruz ve onların fotoğrafını çekme şansımız oluyor (fotoğrafçı şansı).
İniş yolculuğunda bir İngiliz ile tanışıyoruz. O da Kuzey Işıklarını görmek için gelmiş, hatta 2 gece önce Kuzey Işıkları Fotoğraf Kitabı çıkaran Peter Rosen’in özel bir turuna katılmış. Çektiği fotoğrafları gösterdi, biz de aynı gece çektiklerimizi gösterdik. Peter Rosen’ın Tromso için çok nemli olması nedeniyle Aurora görme ihtimalinin daha düşük olduğunu ve Abisko’nun daha iyi bir seçenek olduğunu belirttiğini paylaştı. Yine de planımızdan sapmadık ve iner inmez yola koyulduk. (Peter Rosen Tromso konusunda haklıymış, ama gidip kendimiz görmeliydik)
Tahmin edeceğiniz gibi serinin devamında Tromso’dayız: Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 3. Bölüm: Tromso, Norveç
Önceki yazımda Kuzey Işıkları’na Hazırlık için gerekli bilgileri paylaşmıştım, okumadıysanız bir göz atmanızda fayda var: Kuzey Işıkları’na Hazırlık
]]>Neden bu seyahati çok önceden bu tarihler için planladığımıza gelmeden Kuzey Işıkları veya literatürdeki adıyla Aurora Borealis hakkında biraz bilgi verelim.
Kuzey Işıkları nedir?
Doğanın gökyüzünde yaşattığı bu renkli dans gösterisi nereden geliyor? Latincede ‘şafak’ anlamına gelen “Aurora”, Roma mitolojisinde şafak tanrıçasının ta kendisi. “Borealis” ise latincede ‘kuzey’ demek. Güney kutbundaki karşılığı ise Aurora Australis olarak adlandırılıyor, güney kutbunda çekim koşulları zorlaştığı için daha az biliniyor.
Bilim bu olayı Güneş fırtınaları sonucu Dünya’nın manyetik alanı ile buluşan elektronların kutuplara yakın bölgelerde atmosfere girmesi sonrası oksijen ve nitrojen atomlarını yükleyerek ışımalara neden olması olarak açıklıyor. En yaygın olan yeşil rengi atmosferde 100 km ile 200 km arasında bulunan oksijen atomları meydana getiriyor, 200 kilometrenin üzerindeki oksijen ise kırmızı rengi oluşturuyor. Öte yandan Nitrojen 100 km altında kırmızı, 100 kilometrenin üzerinde ise mavi tonlara dönüyor.
Kuzey Işıkları’nın gerçekleşme anı ile ilgili fikir vermesi açısından Instagram’da paylaşmak üzere 8 dakikada içinde çektiğim 50 karenin birleştirilmesi ile oluşturduğum 15 saniyelik video:
Hangi tarihlerde gidilmeli?
Tarih seçimine gelince. Güneşin 11 yıllık solar bir döngüsü var ve 11 yılda bir güneşteki aktivite maksimum seviyesine ulaşıyor. Bu aktivite ise Kuzey Işıklarının oluşma ihtimalini ve şiddetini arttırıyor. 2013 yılının başı 24. solar döngünün maksimum seviyesi olarak tahmin ediliyordu. Bu nedenle seyahat tarihini 2013 yılına planladık. Ancak NASA’nın 2013’teki tahminlerine göre 2013 başında henüz maksimum seviyeye ulaşılamadı, hatta maksimum seviyenin 2013 sonunda ve sonrasında 2015’te tekrar gerçekleşebileceği açıklandı ve öyle de oldu. 2016’nın da sonuna gelmemizle birlikte, aşağıdaki şekilden de görüleceği üzere ihtimal oldukça azalıyor. Fakat bu, kuzeye seyahat ettiğinizde Kuzey Işıklarını göremeyeceğiniz anlamına gelmiyor, ihtimal her zaman var. Diğer yandan, bundan sonraki en iyi dönemin 2023-2025 arasında gerçekleşeceğini söyleyebiliriz.
Gidilecek yılı az çok belirledik veya en azından yılların önemi hakkında bir farkındalığımız oldu. Yıl içinde ise Kuzey Işıklarını görme olasılığının en yüksek olduğu zamanlar ekinoks dönemleri, Mart ve Eylül aylarında. Bu süreyi Şubat-Nisan ve Eylül-Kasım ayları arası olarak genişletebiliriz. Mart 2013’in iyi bir seçim olacağına böylece karar vermiş olduk.
Nisan-Eylül ayları arasında geceler çok kısaldığı için görme ihtimali neredeyse yok. Aralık-Ocak aylarında ise Mart ve Ekim aylarına göre gerçekleşme oranı yarı yarıya. Ayrıca, Kasım-Şubat arasındaki dönem çok daha soğuk ve bölgelere göre değişmekle birlikte daha yağışlı, dolayısıyla kapalı. Seçeceğiniz şehir ve şehirlerin gitmeyi planladığınız aylarda yağış durumunu da göz önünde bulundurmanız önemli. Örneğin Tromso kuşağın tam ortasında yer almasına rağmen yılın büyük bölümünde hava kapalı, bunda fjordların ve nem’in büyük etkisi var. Diğer yandan Abisko, kuşağın merkezinin az dışında, ancak iç kesimlerde yer almasının etkisiyle gökyüzünün kapalı olması ihtimali bir nebze azalıyor.
Elbette bu olay sadece solar döngünün maksimum seviyesinde oluşmuyor. Gözle görülemese de bu doğa olayının zamanı veya kesin bir gerçekleşme yeri bulunmuyor, aslına bakarsanız her zaman gerçekleşiyor. Fakat gözle görülebilmesi için belirli bir şiddette gerçekleşmesi, gökyüzünün açık ve ortamın karanlık olması şart. Bu durum fotoğraf için de geçerli. Mümkün olduğunca karanlık bir yer seçimi yapılmalı. Şehir ışıklarından olabildiğince uzak olduğunuz bir yer, ek olarak gökyüzünde Ay’ın görünmemesini tavsiye ediyorum. Bu bilgiye istinaden ay takvimini de kontrol ettik ve 11 Mart 2013’te Yeni Ay’ın olduğunu görünce seyahat tarihlerimiz az çok netleşti. Kuzey Işıklarını görme ihtimalini yüksek tutmak adına en az 10 günlük bir süre tavsiye ediliyor. Unutmayın ihtimal o kadar da yüksek değil, gidip de görmemek de var!
Yıl seçimi için Güneş aktivitesi, Yıl içinde doğru aylar ve seçtiğiniz ayda Ay döngüsü için Ay takvimine bakarak zamanı belirledik. Yıl, ay, yeniayı içine alan bir dönemden sonra günlerin ve saatlerin de önemi başlıyor.
Günlük Aurora tahminlerini takip etmek çok önemli. Bunun için çeşitli kaynaklar var, biz University of Alaska Fairbanks’in günlük tahminlerini takip ettik. Bu sitede 20 gün sonrasına kadar 0-9 Kp arası Aurora tahminleri yer alıyor. Kp endeksi ne kadar yüksekse Aurora şiddeti o kadar yüksek. Bizim bulunduğumuz 7-17 Mart 2013 tarihleri arasında Aurora şiddeti 2-3 Kp arasından değişiyordu, 9 gibi bir şiddeti hayal bile edemiyoruz. Şiddetin ne önemi var derseniz, bulunduğunuz yerden (veya gitmeniz gereken yeri belirlemek için de diyebiliriz) Kuzey Işıklarını görme ihtimalinizi ve nasıl görünebileceğine dair bir fikir veriyor. Tabii verilen bu günlük tahmin gün içinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilir, gündüz gerçekleşmesi durumunda zaten gözle görülemeyecek, hatta unutmayın bu sadece bir tahmin, hiç gerçekleşmeyebilir de!
Günlük tahmini biliyorsanız sabah kalktığınızda akşam için planınızı yapmaya başlayabilirsiniz. Ama önce hava durumunu kontrol etmekte fayda var. Kuzey Işıklarını izleyeceğiniz bölgede havanın açık ve olabildiğince bulutsuz olması şart. Yağış varsa kaldığınız yerde şömineyi yakıp güzel bir akşam yemeğinin tadını çıkardıktan sonra saunada biraz rahatlamanızı tavsiye ediyorum. Diğer bir seçenek yakındaki şehirlerin hava durumlarını da kontrol edip arabayla gidilebilecek bir bölge tespit ettikten sonra yola koyulmak. Fakat kuzeyde yolların kar ve buzla kaplı olduğu bir dönemde gittiyseniz (bizim gibi), yolculuğun zorlaştığını, daha fazla dikkat gerektirdiğini, uzun bir çekim veya bekleyişin ardından geri dönüşün de yorucu olduğunu unutmamak lazım.
Günlük tahmin istediğimiz seviyede ve hava durumu da yanımızda olunca soğukta tüm gece beklemeli mi? Hayır! Bu durum için de yaklaşık bir saat sonrasına ait tahminleri veren sistemler devreye giriyor. Aurora Alert sayfasından önümüzdeki bir saat için 15’er dakikalık aralarla verilen tahminleri takip ediyoruz. Eğer tahminler 1’in altındaysa sıcak bir yerde beklemeye devam edin. Örnek değerler:
The Space Environment Center’s Neural Net Program estimates that . . .
in 9 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 1.33 — Quiet
in 24 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33 — Quiet
in 39 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33 — Quiet
in 54 minutes, the Geomagnetic Activity level (Kp number) will be 2.33 — Quiet
Yıllar, aylar, haftalar, günlerden sonra saat ve dakikalara dair de gerekli bilgileri verdim. Tarih seçiminizi yaparken sizi az çok nelerin beklediğini ve hayal kırıklığına uğrama ihtimalinizi bir nebze azaltacağını umuyorum.
Peki nereye gitmeli?
Şehir seçimi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Aurora düşük şiddette gerçekleşse bile görülebilecek bir şehir olması. Bunun için günlük tahmin sitesindeki görsellere bakarak, gideceğiniz bölgenin hangi şiddetlerden itibaren yeşil kuşak içinde kalacağını kontrol edebilirsiniz. Tromso, Norveç 1 Kp şiddetinde bile bu kuşağın içindeyken, Abisko, İsveç için haritada görülen 3 Kp şiddetine yakın bir seviye daha uygun. Eğer bulunduğunuz bölge şekilde daha geniş olan yeşil çizginin içinde kalıyorsa, ufukta zayıf bir yeşil olarak bile olsa Kuzey Işıklarını görebilirsiniz (ama bu ufuktaki çizgi sizi tatmin eder mi bilemem, beni etmiyor). Hatta bir gün 9 şiddetine çıkarsa İstanbul’dan bile görülebilir, takipte olun! Kısacası yeşil kuşak (sadece dıştaki çizgi değil) içinde bulunmak için elinizden geleni yapın, çünkü şanslıysanız Kuzey Işıklarının gökyüzünde hemen üzerinde gerçekleşmesine tanık olabilirsiniz ve bu deneyim ufukta yeşil bir çizgi görmekten çok daha heyecan verici ve büyüleyici! Ben yaşadım.

3 Kp seviyesindeki kuşak (Avrupa)
Bu bilgiler ışığında İzlanda, İsveç ve Norveç’in kuzey bölümleri, Alaska, Canada, Finlandiya ve Rusya’nın kuzey bölgelerinin önerilen yerler arasında olduğunu söyleyebilirim.
Tüm bu bilgiler ışığında 3 farklı şehirde Kuzey Işıklarını görebilmek için bir planlama yaptık: Kiruna, Abisko ve Tromso. Tabii çok kolay olmadı, farklı şehir seçenekleri arasında zamanımızı, mesafeleri, yer durumlarını ve Kuzey Işıklarını görmek için uygunluklarını göz önüne alarak karar verdik. Gündüzleri de değerlendirmek için farklı etkinlikler ayarladık. Hazır oralara kadar gitmişken aktarma yapacağımız Stockholm’ü de gezmeden olmazdı.
Gitmeden birçok kaynaktan Kuzey Işıkları, fotoğraf çekim teknikleri, soğuğa karşı alınacak önlemler, bölge ve yanımıza alacaklarımız hakkında bilgi aldık.
Tavsiye ettiğimiz malzeme listesi:
Kıyafetlere gelince;
Fotoğraf için;
Seyahat için;
vee yola koyulduk!
Bu serinin devamında seyahat hakkında daha fazla detay bulabilirsiniz:
Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 2. Bölüm: Abisko, İsveç
Kuzey Işıkları’nın Peşinde – 3. Bölüm: Tromso, Norveç